Tag Archives: Sigmund Freud

Salvador Dali

Dali

Dali

Bu bölümde (I: Hayata Kötü Başlayanlar) ele aldığımız yaşamların çoğunda, babanın ölümü ya da yokluğu bilinçaltı bir seviyede yaşam düzenini şekillendirir. Salvador Dali (1904-1989) örneğinde ise bu durum göze batacak kadar bilinçliydi. Dali, saygın bir avukat ve katı bir disiplin meraklısı olan babasını inadına kızdırıp cezalandırmaya yöneldi. Sekiz yaşına kadar kasıtlı olarak yatağını ıslattı ve evin her tarafına dışkılayarak, ömür boyu sürecek bir pislik saplantısı edindi. Aslında gayet düzgün yazabilmesine karşın, babasını daha da kudurtmak için, okunmaz bir el yazısı geliştirdi. Yine okulda sırf babasını kızdırmak için, hiçbir şey bilmiyormuş numarası yaptı.

“Altı yaşındayken bir aşçı olmak istiyordum. Yedi yaşındayken Napolyon olmak istiyordum. Hırsım o zamandan beri sürekli olarak artmakta.” Okumaya devam et

Reklamlar

Ada Lovelace

Bu bölümdeki (kitaptaki sırasıyla alıntıladığım bu ilk bölümün başlığı: Hayata Kötü Başlayanlar. ED.) yaşamları birbirine bağlayan kalıplardan biri çok azının çocuk sahibi olmasıdır. Leonardo ve Newton eşcinseldi; Heaviside bekâr öldü. Freud cinsel ilişkiden hoşlanmamakla birlikte altı çocuk yaptı; ama sadece en küçüğü Anna’ya gerçek anlamda bir yakınlık -kuşku uyandıracak kadar fazla yakınlık gösterdi. Byron’un nasıl babalık yapmış olabileceği üzerine fikir yürütmek ilginç olur. Aksiliklere rağmen, Annabella onun kızını, yani Lovalace kontesi Augusta Ada Byron King’i, genellikle bilinen adıyla Ada Lovalace’i (1815-1852) doğurdu. Ama Byron kızını sadece bir sefer kısa süre görebildi. Ondan sonra anne, kızını babasının hatırasından korumak için elinden gelen her şeyi yaptı. Okumaya devam et

Lord Byron

Dokuz yaşındayken geceleri yatağına gelip “bedeniyle oyunlar oynayan” dadısı tarafından baştan çıkarıldı. Pek de eğlenceli bulmadığı bu deneyim onu, “melankoli” duygularıyla doldurdu ve kadın daha sonraları onu dövdüğü gerekçesiyle kovuldu. Anlaşılır bir tavırla hayranı olan Freud gibi, Byron da Napolyon’a takıntılı biri olarak büyüdü ve okuldaki sırasına onun bir büstünü koydu. Eğlenmek için kendisini okumaya vurdu; iddiasına göre, okuduğu roman sayısı on beş yaşına vardığında dört bini bulmuştu. Okumaya devam et

Sigmund Freud

Sigmund Freud

Sigmund Freud

Sekiz kardeşin en büyüğü olan Sigmund, yoksulluğun anne babasının evliliğine yüklediği güçlüklere yakından tanık oldu. Henüz çocukken, babasının vasatlığına, bir işte dikiş tutturamamasına ve daha önce iki kez evlenmiş olmasına içerlemeye başladı. (…) On yaşında küçük kardeşlerinden birine ad koymasına izin verildiğinde, Büyük İskender’e atfen Alexander adını seçti. (…) Daha iki buçuk yaşında annesini bir tren kompartımanında çıplak görmek Freud’un “libidosunu uyandırdı” ve o andan itibaren tren yolculuğuna karşı ömrü boyunca sürecek bir dehşet duymaya başladı. Daha da önemlisi, bütün teorilerinin en bilineni doğrudan yaşayarak kavradı: Oedipus kompleksi, erkek çocuğun babasını öldürmek annesiyle yatma yönündeki bastırılmış arzusu. Freud okuldaki Yunanca final sınavında Sophokles’in Oedipus Rex adlı tragedyasını çevirmeyi seçti. Okumaya devam et