Tag Archives: Jorge Luis Borges

Muhammed’in Dublörü

Alcakligin-Evrensel-Tarihi-Jorge-Luis-Borges__32928111_0Müslümanların kafasında, Muhammed düşüncesi dinle o kadar sıkı sıkıya bağlantılıdır ki, Hz. İsa onların Cennet’te Muhammed’i kişileştiren biri tarafından yönetilmesini buyurmuştur. Bu temsilci her zaman aynı kişi olmaz. Okumaya devam et

Reklamlar

“Manzaradan Parçalar”dan…

Manzaradan Parçalar

“Her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar.” (Babam)

“Bazıları doğarken suçluluk duygularıyla doğuyor, bazılarının payına ise bu duygudan hiçbir şey düşmüyor. Doğuştan hiçbir suçluluk duygusu edinmeyenlerin tek korkusu var: Cemaatten ayrı düşmek. Bunun için herkes gibi düşünüp herkes gibi yaşamak yeter. Suçluluk duygularıyla doğanlar ise işlemedikleri suçlarla da dertlenir, yalnız yaşar, yeraltından ve romanlardan hoşlanırlar. Sonunda onların asıl suçu, duydukları bu suçluluk duygusu olur. Allahım, ben bunu niye yaptım! demeye başladığımız zaman, daha yalnız ve daha zengin bir ruhsal hayat bizi bekler. Tasavvufla ya da Dostoyevski ile biraz ilgilenenler, derin ve zengin kişiliğin ‘Suçluyum,’ demekle kurulacağını bilirler.” (Bir Rüya ve Suçluluk Üzerine Bir Not)

“Ben asansörde güzel kadınların yüzüne bakıp kimseyi rahatsız etmek istemem.” (Asansörde) Okumaya devam et

Gizli Mucize

İlah da onu yüz yıl ölü bıraktıktan sonra dirilterek,
“Ne kadar zaman kaldın?” diye sormuş,
o da, “Bir gün belki daha az,” demiş.
Kur’an II, 259

14 Mart 1943 gecesi, Prag’ın Zeltner Sokağı’ndaki bir apartman dairesinde, Düşmanlar adlı bitmemiş bir oyunla, Sonsuzluğun Zaferi’nin ve Jakob Böhme’nin Yahudi ırkıyla dolaylı akrabalığı üzeri ne bir incelemenin yazarı olan Jaromir Hladik rüyasında nicedir süren bir satranç oyunu gördü. Oyuncular iki kişi değil, iki soylu aileydi; oyun yüzyıllardır sürüp gidiyordu. Ortaya konan ödüllerin ne olduğunu hiç kimse hatırlayamıyordu, ama bunların ölçülemeyecek kadar büyük olduğu söyleniyordu; satranç taşlarıyla satranç tahtası gizli bir kuledeydi. Jaromir (rüyasında) birbirleriyle çekişen ailelerden birinin en büyük oğluydu. Duvardaki saat artık geciktirilemeyecek olan oyun saatini çaldı. Rüyayı gören, yağmurlu bir çölün kumları üzerinden rüzgâr hızıyla ilerledi ve satrancın ne kurallarını, ne de taşlarını hatırlayamaz oldu. O anda uyandı. Yağmurun şakırtısıyla o korkunç duvar saatlerinin tangırtısı duyulmaz oldu. Zeltner Sokağı’ndan yer yer buyurgan seslerle bölünen ritmik, karmakarışık bir uğultu yükseliyordu. Şafak sökmüştü, III. Reich’in zırhlı birlikleri Prag’a giriyorlardı. Devamı>

Disk

Borges

Ben oduncuyum. Adım önemli değil. İçinde doğduğum ve herhalde yakında öleceğim kulübe ormanın kıyısında. Söylendiğine göre bu orman, tüm yeryüzünü kaplayan ve üzerinde benimki gibi tahta evlerin gezindikleri denize değin uzanıyormuş. Hiç denizi görmediğim için, bilmiyorum. Ormanın öbür ucunu da görmedim. Küçükken, ağabeyim ant içirmişti bana ikimiz beraber, tek bir ağaç ayakta kalmayıncaya kadar bütün ormanı devireceğiz diye. Ağabeyim öldü ve şimdi benim aradığım, aramayı sürdüreceğim şey başka. Batı’ya doğru bir ırmak akıyor, bu ırmakta ellerimle balık avlayabiliyorum. Ormanda kurtlar var, ama kurtlar beni korkutmuyor ve baltam beni hiç aldatmadı. Devamı>