Tag Archives: Bilge Karasu

Dehlizde Giden Adam

Göçmüş Kediler Bahçesi

Ufarak teferek, sıskaca, kuruca bir adam duruyordu pencerenin ardında. Pencere kapalıydı; camı, su çizikleri içinde. Dışarıdan bakan, adamın yüzünü dalgalı dalgalı görürdü. Adam gözlerini kaldırmış, gökyüzüne bakıyordu. Oysa gökyüzünde görülecek hiçbir şey yoktu.

Düpedüz yoktu. Bu ülkeye her gece, her sabah, her akşam yağmur yağardı çünkü. Durgu durak bilmeksizin, hızlanmadan, yavaşlanmadan hele hele hiç dinlenmeden, tel tel, iplik iplik yağmur yağardı. Kurşun rengi şuncacık değişmeyen bir gökyüzünde bakacak ne olsun, görecek ne olsun? Okumaya devam et

Reklamlar

Dönmek’ten Ölüm’e

Troya'da Ölüm Vardı

Sonra Suat’ın bir parmağı, bir parmağıma değdi. Gölgelik yine serinleşti, serinlik birden eridi gene sonra. Susmamağa, konuşmaya çalışıyordum. Üçüncü parmağım da parmağına takıldığında cevap verdim. O zaman bütün parmaklarımız kenetlendi, eli elime doldu. Isınmış bir denizin içinde elinin yumuşaklığını öğrenmeye bilmeye başladım. Deniz kabardı, eli elimde yoğruldu. Elimi kaldırdım, çektim, ellerimiz, yüklü, karnımın üzerine yıkıldı. Omuzlarımız değiniyordu. Ellerimiz çıldırdı sonra. Birden açtım gözlerimi. Onun gözleri yumuktu. Kıpırdamıyordu, terliyordu, terliyordum. Büyük bir güneşin içindeydik artık. Eriyorduk. Deniz sıcaktan uğulduyordu. Okumaya devam et

“Lağımlaranası ya da Beyoğlu”dan…

Lağımlaranası ya da Beyoğlu

Bir ağırlıktan, bir yükten, bir yüklenmeden önceki insanlar gibiyim. Sırtım ağrımıyor. Başım ağrımıyor. Yatmadan önce ilaç aldım. Ağrı kesildi epey oldu. Bir tek yük var üzerimde, gözkapaklarıma yığılmış dümdüz tahtaların -yumurta tabutu, portakal sandığı tahtası gibi tahtalar geliyor yumulu gözlerimin önüne- ağırlığı. Sanki bu tahtalar üstüste yığılıyor. Canımı sıkmıyor bu ağırlık. Bu tahtalar gözlerimden içeriye doğru uzuyor şimdi. Aklım da bu yükün altında kalıyor. Gene de canım sıkılmıyor. Tahtaların kat kat üstüste yığılı olması yüzünden bu ağırlık beni tedirgin etmiyor, anlıyorum. Sanki, istesem, bu ağırlığı azaltabileceğim; tahtaların en üstünden birkaç katını alıp atabileceğim. Ama istemiyorum. Uykudan başka bir şey değil bu tahtalar, kat kat, üstüste yığılan uyku… Aklım uykunun altında sıkışıyor. Tahtaların rengi değişiyor yavaş yavaş. Portakal sandığının, yumurta tabutunun tahtası, gevrek, san, tatsız tahtası değilmiş bu uyku, yanılmışım. Koyu renkli, sobe, dalgalı, güzel damarlı tahtalar. Ceviz tahtası gibi. Bizim eski evimizdeki, elbise dolabının, yeni evimizdeki eski radyo dolabının tahtaları gibi. Cevizli bir uyku… Okumaya devam et