Tag Archives: Barış Bıçakçı

“Bizim Büyük Çaresizliğimiz”den…

İnsan severken basit sınıflandırmaların sınırlarını değil kendi sınırlarını görür, kendi sınırlarında dolaşır, kendi sınırlarına değer.

“İnsan severken basit sınıflandırmaların sınırlarını değil kendi sınırlarını görür, kendi sınırlarında dolaşır, kendi sınırlarına değer.”

“Masaj istiyorum!” dersin. Emredici, küstah bir edayla. “Masaj istiyorum!” Direnebildiğim kadar direnirim. Ben direndikçe, sen emirden yalvarmaya bütün ara edaları deneyerek hiç usanmadan tekrarlarsın: “Masaj istiyorum, masaj istiyorum…” Sonunda pes ederim, omuzlarına, sırtına masaj yapmaya başlarım. Bu kez masajın uzun sürmesi için türlü hinliklere başvurursun. Örneğin benim konuşmaktan hoşlandığımı bildiğin konularla ilgili sorular sorarsın. Başka zamanlarda aklına gelmeyen sorular. Kaç kez yuttum bu numarayı! Sorularına yanıt verirken kendimi kaptırıp ne uzun masajlar yaptım sana, alçak adam!

Okumaya devam et

Reklamlar

Şiirli Mücadele

seyrek yağmurRıfat ve arkadaşları devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete direnmek için bir silahlı örgüt kullanmaya karar verdi. Meşru müdafaa, yazsın tarihçiler.

Bir akşam, kitapçı kapandıktan sonra, kapıyı içeriden kilitleyip, karanlıkta kitapların arasında toplandılar. İlk sözü alan doğrudan konuya girdi: Silahlı bir örgüt kurmak için silahlarının olması gerekiyordu. En azından bir tane. Okumaya devam et

Eşkenar Cehennem

Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra

Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra

Akşam yemeğinden sonra annemle bulaşıkları kaldırıyor, ortalığı toparlıyorduk. Annem “Hiç olmazsa kadıncağızın yaşlı annesi…” diye konuyu yeniden açınca, “Hayır anne!” diye bağırdım, çünkü bu saçmalığa bir son vermek gerekiyordu. “Hayır diyorum sana, hayır!” Süngeri olanca gücümle pencerenin önündeki menekşeye doğru fırlattım. Zavallı çiçek köpük içinde kaldı.

“Milletin iyilik meleği kesildin yine!”

Bir elim boğazımda sımsıkı, diğerinin ucundan yere köpük damlıyordu.

“Ama ben iyilik falan yapmak istemiyorum. Anladın mı anne!” Elimi boğazımdan çektim, yumruk yapıp şakağıma vurmaya başladım. “Anlıyor musun?” Sonra, “Öldüyse öldü!” dedim, “Kurtulmuş işte! Ben de ölsem de kurtulsam!” Okumaya devam et

Şehir Rehberi

Bu berbat şehirde görüp görebileceğiniz en güzel şeyin terk edilmiş bir fabrikanın kara yıkıntısı olması  saçma ya da gülünç mü? Değil! İnsana özgü bir yavaşlığı, sakarlığı hatırlatan tek şey bu yıkıntı çünkü. Şehirde otomobiller, yollar ve binalar, sonunda bütün sıcaklıkların evrenin ölgün sıcaklığıyla aynı olacağı bir geleceğe doğru son hızla gidiyor, uzanıyor, yükseliyor. Okumaya devam et

Anlamayan Kadınlar

Barış Bıçakçı

Barış Bıçakçı

Manav elmaları tarttıktan sonra yıkayıp bize uzatmıştı. Tam mevsimiydi. Sokaklarda dolaşıyorduk. O da bana âşık mı, bilmiyordum.

Elmayı ısırırken ağzı elmanın ardında kayboluyor, burnu belirsizleşiyor, gözleri kalıyordu yalnızca.

Acelesiz, tadını çıkararak yürüyorduk. Ben bazen ellerimi pantolonumun ceplerine sokuyordum, o da sağ eliyle sol dirseğini tutuyordu.

Yerler atkestaneleriyle doluydu, bazılarını düşerken görüyorduk: Dikenli yeşil kabukları patlıyor, parıldayan kahverengi meyve çıkıyordu ortaya. Her şeyde bir sihir vardı. Okumaya devam et

Pazar Arabası

Barış Bıçakçı

Barış Bıçakçı

“Bak,” dedi babam kardeşimin üç tekerlekli bisikletinin dingilini gösterip, “tam buradan kaynak yaptıracaksın.” Diğer eliyle de yerde duran kalın metal çerçeveyi gösteriyordu ya, ben bir türlü aklımı ona, söylediği şeylere veremiyor, kendimi aptal gibi hissediyordum.

Hep böyle oluyordu. Babamla birlikte bir iş yaparken…

Banyonun musluğu bozulduğunda suyu kapatmak için bodruma iniyordum ve vananın saat yönünde mi yoksa ters yönde mi kapandığını unutuyordum. Yukarı çıktığımda babam şaşkın ve kızgın, bana bakıyordu. Salonun avizesinin zincirini kısaltırken avizeyi bir türlü babamın istediği yükseklikte tutamıyordum. Termosifonu tamir ederken pense yerine kerpeteni uzatıyordum; bir yayı yerleştirmeyi, babamınkinden daha ince ve uzun parmaklarım olduğu halde, beceremiyordum. Aklım hep başka yerde oluyordu. Okumaya devam et

“Sönmüş tüm bağlantı ışıkları…”

Füruğ

Füruğ

“Artık kimseye âşık olamazmışım gibi geliyor,” dedi Cemil.
Metin bunun kibirden başka bir şey olmadığını söyledi.
Cemil onlara Şeyda’yı anlattı. Berkan’dan, onun yazma çabasından söz etmişti ama Şeyda’nın adını hiç anmamıştı. Anlattı. Okumaya devam et

Sinek Isırıklarının Müellifi, 37. Bölüm: “Romanım basılırsa…”

Sinek Isırıklarının Müellifi

“Editör Hanım, Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün öyküsünde Seymour Glass, intihar etmek üzere oteldeki odasına çıkarken asansörde bir kadını sırf sinsi sinsi ayaklarına baktığı için azarlamakla kalmaz, aynı zamanda bütün sağlam edebi kahramanların yaptığı şeyi yapar, dünya üzerindeki insanları zarif bir biçimde ikiye ayırır: Seymour gibi olanlar ve olmayanlar.

Kahramanları bu nedenle severiz; ‘haince karıştırılmış’ sonra da kaba sınıflandırmalarla açıklanmış bir dünyada bize göremediğimiz ayrımları gösterirler, ince çizgilerle çizilmiş safları belirginleştirirler. Safların belli olması iyidir. Kürk Mantolu Madonna‘daki Raif Efendi gibi olanlar ve olmayanlar, Şafak‘taki Oya gibi olanlar ve olmayanlar, Stephen Dedalus gibi olanlar ve olmayanlar.  Okumaya devam et

Sinek Isırıklarının Müellifi, 50. Bölüm

Sinek Isırıklarının Müellifi

Cemil’e hayatın bir şölen olduğunu hissettiren şeylerin üstünkörü yapılmış bir listesi: Okumaya devam et

“Sinek Isırıklarının Müellifi”nden…

Sinek Isırıklarının Müellifi

“Çoğu zaman her şey önceden bellidir; mucize, evin bugün yarın ölecek ihtiyar kedisidir. Bütün gün bir köşede kımıldamadan uyur. Uyansın isteriz, ama yazık değil mi, uyusun isteriz.
İnsanlarla kedilerin ilişkileri karmaşık, diye düşünüyor Cemil.”

“…çünkü keder hep en olmadık yerde gizlenir.”

“Babası cevap vermiyor; Cemil de ısrar etmiyor. Baba oğul başları önde. Acıklı bir soyaçekim tablosu.”

“İkisi de ölecek. Evet, yolun sonunda iki adam, şiirin bile fayda etmediği çünkü şiir çaredir bir bakıma ölüme, özellikle de son dize ve her şeye çengel atan kafiye.”

“Kadınlardan ne çok şey istiyoruz, diye düşünüyor Cemil. Bizi affetsinler, bize memelerini göstersinler ve ölümsüzlük versinler.” Okumaya devam et