Tag Archives: Ahmet Büke

Mahallenin Bazı Ölüleri

Zabıt Kâtibi Zeyyat Bey

Henüz tam kaybolmadım ben. Kalabalığın arasında hâlâ farkıma varıyorlar. Kimisi “Nasılsın beybaba?” diyor. Şimdikiler daha kaba. Oysa ilk geldiğimde ağzımdan “muhterem ve valide” laflarını düşürmezdim. Uçup gitti o zatı şahaneler. Kaldık yeniyetmelerle. Üstelik bu kalabalık meydan ve ayakta geçen bu zamansız bekleyiş yeniden öldürecek beni. Bir an önce tamamen unutulmayı ve çaydanlıktan sıyrılan buhar gibi tepedeki deliklerden kaybolmayı istiyordum.

Güneşi severdim. Bunu hiç sormadılar. Üstelik hiçbir şey sormadılar. Ekşi ayran tadında bir bulantıyla burada buldum kendimi. Okumaya devam et

Reklamlar

Sumru

Hayatımın meselesini çözdüm. Meğer mutluluk öğlenleri sumru beslemekmiş benim için. Sumru kelimesi Arapçadan geliyormuş. Sim, yani gümüş ve ru, yani yüz köklerinden türemiş, gümüş yüzlü anlamında.

Sumru kadın adı diye etrafıma toplaşanların hepsine kadın ismi verdim. Okumaya devam et

“M Tipi Kapalı”

Harç koymuşlar.

Kumu göz telden geçirip elemişler.

Sonra çimento. Su var.

Harç koymuşla taşlara. Bazen briket. Küf kokuyor. Üst üste. Yükselmiş.

Duvara terazi tutmuş biri. Şakul ve ip. Birisi kulağının ardından sıyırdığı kalemle hesabı yapmış.

Metraj = Yapılan duvar alanı – minha.

Yükselmiş. En üste diken ve tel. Yaylaya gitmişler de tuğlu dikenleri toplamışlar sanki.

Geride duvarlar, duvarlar. Demir. Kapı. Çelik. Şeritler. Ki. Litler. Okumaya devam et

Nenem buldu beni!

Ahmet Büke

Ahmet Büke

Nenem tanıdı beni. Alnıma dokundu. Şakaklarımı okşadı. Omuz başımı tuttu. Kendine çekti yüzümü.

“Bildim. Bu Mervan.”

“Nerden bilecek. O adını bile hatırlamıyor.”

“Dunya kadın, ne dedin sen?”

“Mervan’dır. Karakaşlı, karagözlü oğlumuzdur bu.

“Dunya , anan öle. Doğru söyle.”

“Dunya Kadın, kadın hem kör hem sağır. Duymaz kimseyi.”

“Ama Mervan’ı buldu.”

* * * Okumaya devam et