İKİ KÜÇÜK NAR

NARNar, çocukluğumuzdu. Büyüdüğümüzde bile. Büyüyünce çocukluğumuzu yitirmemek için nar gerekirdi. Ben bir kez hatırlıyorum, başıma gökten bir nar düşmüştü. Onu elime alıp sevmiştim, çocukluğumu sever gibi. İki nar, iki arkadaş: Küçük kız çocuğu ile küçük oğlan çocuğu. Bakmaya, dokunmaya doyamazsın. Hem böyle bir nar görülmemiştir, hem iki açık nar tanesi, hem de içimizden gelenlerin, geçenlerin ve dahi geçeceklerin hayalhanesi. Nar sebepsiz değildir, nar içinden dışına doğru binlerce sebep taşır ki, birini bile elden düşerseniz nar kırılır. Narın kabuğuna bakıp da sağlamlığına aldanmamak gerekir. Kabuğu serttir, içi hicran kuyusu. İçlidir nar, sevinçlidir, kırılır kederlenir. Yitik zamanların ikindisinde insan uykulara sığındığında, narın rüyasını görme saati gelmiş demektir. Demek ki gelmiş! İnsan küçücük bir çocuk olmak ister uykularında ve çok üşür, gözleri de üşür, o küçük çocuk olarak çıkmak ister rüyaya, o rüyada gördüğü sonra bir daha o kadar saf görmediğidir: Nar, benim ilkokul arkadaşımmış ve mavi bir kızla paylaşıyormuşum! Nar bir kapalı kutu gibi dursaydı yine, yine bilseydik içinin çok ve açık olduğunu! Nar büyüklüğüyle övünmez, açılması bundandır. Bir de Neşet Ertaş’ın türkülerinde açılır ki, açılmak ne, saçılır: ‘Birisi var etti beni / birisi yar etti beni’ dediğinde hemen nar tanesi bir dizeyle mahcup nar heves eder söylenmeye: ‘Birisi nar etti beni.’ Ben kimden şair olduğumu bilirim dercesine. Ben kimden açıldığımı, ben nar evindeyken, kapalıyken, sırlarım da içimdeyken ve aklım teneffüs zilinde değilken… Sonrası üzgün nar! Nar da üzülür ve kimseler görmez narın içini, üzgünlüğünü, narın bahçesine bir hoyrat girer. Mavi kızı üzen ilkokul arkadaşı büyür, hoyrat olur. Şair olur. Mavi kızı üzen ilkokul arkadaşı büyür, hoyrat olur. ‘Biz yandık aşkın nârına’ yazmak kolaydır, zor olan pişmektir. Pişmişsen yanmak ne ki, yanar durursun yazıp durduğun gibi. Cömert saysan da kendini yaptığın kelime hovardalığından başka nedir ki? Nar sevinince şiir, nar üzülünce şiir, narın seni şımarttığı kadar sen de narı şımartmayı bilseydin, bu kötü şairliğe gerek olur muydu? İnsan bir nar yitirince bir nar yitirmiş olmaz ki yalnız, içindeki anıları yitirir, gelecek anılarını yitirir, ruhunu yitirir, yokluğunu / çokluğunu yitirir. Bir nar yitirmek, binbir gece efsanesini yitirmek gibidir. Henüz masal bitmeden, söz nara dokunur ve nar içinden çekilir. Nar, çocukluğumuzdu. İçimiz, dışımızdı, parkımız, bahçemizdi, sesimiz, şarkımızdı. Şimdi narın içi boş. Şimdi iki nar, biri şaşkın, biri üzgün. Şimdi nar yeniden içlensin diye, içi bin sevinçle kıpır kıpır olsun diye, aşkla tamam olsun, dolsun diye, nardan mahcup olmak gerekir ki ‘biz yandık aşkın narına’ diyebilelim, yoksa narın içi küser ve terk eder mavi kız, ilkokulunu, nar ağacına kurduğu salıncağını ve nara bağladığı umudunu.

Zarf

Bahçe kurmak istiyorsan / bir nara bak, çok bak, iyi bak / narın kalbinde bir ilkokul bir mavi kız / hem bahçedir onlar, hem park / bir kalbi gezmek istiyorsan / gönlünü bir nara bırak.

HAYDAR ERGÜLEN
Haziran, Tekrar

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: