Nihal yorgun

Karga kocaman bir çığlık attı.

Paletlerin altında kalan tek kanadı inat etti kopmadı gövdesinden. Toprağın bile taşımakta zorlandığı bunca ağırlığı sırtlandı. Metal dişliler gürültüyle döndü. Kâğıttan ince oldu kanat. Kopmadı. Öteki kargalar zırhlının etrafını çevirdi. Havada dört dönerek, koskocaman çığlıklar atmaya başladı. Aralarından en cesuru gagasıyla zırha sert bir pike yaptı, toprağa çıkarıldı. Gagası kapanmadı bir daha. Ağzı toprak doldu. Ciğerleri havasız kaldı. Silahlar ateşlendi. Kargalar çıldırdı. Çığlıkları rüzgârı uyandırdı. Rüzgâr yerde ne varsa havalandırdı. Toz-toprak, çer-çöp ve kurumuş yapraklar etrafı sardı. Kurumuş yapraklar ağaçlara kadar uzandı. Ağaçlar bir zamanlar bir bütün oldukları parçalarını yanlarında görünce şaşırdı. Paletlerin tüm ağırlığını tek kanadında sırtlayan kargaya çaresizce yardım etmeye çabalayan kargaların çığlıkları utandırdı ağaçları. Kolayca vazgeçtikleri her bir yaprak için ayrı ayrı utandılar. Utanç gövdelerindeki çatlaklardan fışkırırken, fısıltı ağaçtan ağaca yayıldı. Rüzgârı yapraklarına katan ağaçlar karar verdiler tüm gördüklerini anlatmaya…

Rabia Hanım, küçük kızı Nihal’e kim bilir kaçıncı kez sordu.

“Göster bakalım… Ne kadar seviyorsun beni?”

Nihal yorgun. Kollarını açabildiği kadar açarak cevapladı.

“İşte bu kadar, kocaman seviyorum.”

Sımsıkı sarıldı kızına Rabia Hanım, cebinden kurumuş bir dilim ekmek çıkarıp uzattı. Nihal yorgun. Açabildiği kadar kocaman açtı ağzını. Kupkuru ekmek ağzında takırdadı. Sütdişlerini acıttı. Boğazına takılan lokmayı hemen fark etti Rabia Hanım. Pet şişeye uzandı, hızlıca açtı kapağını. Nihal yudum yudum içerken suyunu, sırtını sıvazlayıp helal demeyi unutmadı. Paletlerin gürültüsü duyuldu uzaklardan. Nihal korktu.

Rabia Hanım sarıp sarmaladı kızını, bağrına bastı.

“Korkma, bulamazlar bizi burada,” diye fısıldadı kulağına.

“Korkma, uyu sen annem.”

Nihal yorgun. Titreyerek konuştu.

“Çok soğuk, üşüyorum anne.”

Daha da sıkı sardı kızını. Sımsıkı sardı…

Birkaç el silah ateşlendi. Bir adam kocaman bir çığlık attı. Bir kadın “Yapmayın, bırakın onu,” diye bağırdı, yalvardı. Elleriyle çocuğunun gözlerini kapattı, duyduklarını engelleyemedi. Rüzgâr uyandı. Yerde ne varsa havalandırdı. Toz-toprak, çer-çöp ve kurumuş yapraklar etrafı sardı. Topladıklarını kadının saçlarına taktı. Rabia Hanım saçlarından kurumuş bir yaprak çıkardı. Yanındaki pet şişede kalan son birkaç damla suyu yaprağa döktü. Diz kapakları acıdı. Küçücük ellerini annesinin yanaklarına uzattı.

“Üşüyorum anne.”

Rabia Hanım sıkıca tuttu kızının ellerini.

“Uyu annem, uyu. Yorgunsun sen, uyu bak üşümen de geçecek.”

Tüm gücüyle sardı kızını. Titreyen kemikleri titreyemez oluncaya kadar sıktı, sıktı, sıktı…

Kargalar kocaman çığlıklarıyla ana kızın saklandıkları ahırın üstünde döndü. Rabia Hanım telaşla kolları arasındaki Nihal’i bıraktı. Ahırın kapısından ağaçlarla birlikte fısıldadı.

“Susun, Nihal yorgun!”

Kargalar, rüzgâr, kurumuş yapraklar, ağaçlar hep birlikte bağırdı…

Nihal kıpırtısız…

GÖKÇE PARLAKYILDIZ
Hasta Öyküler (Varlık Yayınları)

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: