Kemikler

Kent, duvar dipleriyle dolu. Savunmasız insanlar sığınmak için bir duvar ararmış kendilerine. Hayır. Duvar, kaçacak yer kalmadığında toslanan engeldir onlara. Sonrası, kırılan kemiklerin, kanırtılan ellerin sesi… Gövdede zorla açılan geçitler, gerilip yırtılan deri… Acıyla kendini var eden beden, kızıl göller biriktirir kirli zeminde. Karanlık boyunca kendisine tutunan elleri, dayanan başları, dertop olup sığınan bedenleri soğukça dışlar duvar.

Seyrüsefer, Galata’dan aşağı inen daracık bir sokak. İki kişi yan yana gelip kollarını açsa parmak uçları yapı duvarlarına dayanır. Bu sokakta bir meyhane. Kaldırıma taşmış masalardan birinde üç kişi. İkisi (deneyip yanıldıklarından bilirler) polis copuna dayanamayacak kadar yaşlıdır. Üçüncüsü ise ayaklı bir çerçevede masanın üzerinde durmaktadır. Genç. Yirmilerinin sonunda belki. Daha da yaş almayacaktır. 1970’lerden güneşli bir günde aynı anda bakmaktadır bugüne ve herkese. İhtiyarlar temiz giyinmişler doğrusu. Yamalarını yaraları gibi kapatmışlar ayalarıyla. Eller talimlidir, gün boyu yamaları takip edip olanca doğallığıyla örter. Eller temiz, yüzler temizdir. Bir güzel amca’lık1 vardır bu yüzlerde. Bıyıkları ve sağ elde iki parmakları tütün saklar belleğinde –baktıkça sarı hatıralar anımsanır.

Üçünün de önünde birer rakı kadehi; ortada peynir, kavun, ezme bulaşmış tarator, tarator bulaşmış ezme. Çerçevedeki genç adam mezelere dokunma, rakısını ihtiyarlardan biri (eskiden babasıymış) açıktan içer arada bir. Öteki ihtiyar kucağına koca bir zarf yatırmış. Zarfın içinde başka bir fotoğraf vardır, bu da çerçevesiz.

“Yarın cumartesi…” parmak uçlarıyla zarfa dokunur.

İç geçiriyor beriki. Cumartesi bilinmez mi? Artık buralarda zaman cumartesilere bölünüyor.

Geçen cumartesi meydanda, çerçevedeki genç çocuk bütün öğlenden sonra önüne konmuş karanfilleri koklamıştı fotoğrafından. Başını eğmiş, düpedüz kokluyordu. İhtiyar kımıldamadan saatlerce izledi karanfil koklayan oğlunu. Handiyse başını kaldırıp gülümseyecekti babasına. Hatta oğlunun iyi anımsadığı bir gülüşünü çıkarıp belleğinden tozunu aldı. Hava kararırken karanfiller çekilip gittiler. Fotoğrafın renkleri soldu. Oğlu bir eskileşti, yabancılaştı. Meğer boynuna asılı fotoğraf makinesine bakarmış. Biliyorum eh, ben de biliyorum ya…

Cumartesi meydan ana baba günü. Herkes kendini kayıp bir çocuğun yerine koyar. Kâinatta bir yerde ama burada, onlarla olmayan. Nerede olduğu bilinmeyen. Toprağa basar mı, göğe öykünür mü, dağlara koşar mı, yoksa başını dayamış bir ağacın köküne toprak altında hep uyur mu bilinmeyen. Bir çocuğun.

Oğlunu zarfta taşıyan ihtiyarsa kendi yüzünün yerine koymuştu geçen cumartesi. Oğlunun yüzüyle kendi yüzünü karıştırır olmuştu. Öyledir, acılı yoksulların yüzlerini birbirinden ayırt edebilmek çok zordur. Kendileri de çoğun yüzlerini bir başkasınınkiyle karıştırırlar.

İhtiyarlar cumartesilerden beri dosttur. Kimi zaman fotoğrafları değiş tokuş ederler. Unutayazarlar hangisi hangisinin oğlu. (Unutmazlar.)

Meyhanedeki masaya tutunmuş, akşam rüzgârında çırpınan, ille de acıklı bir yerlere varmaya eğilimli bu sohbete meyhaneci dükkân kapısından bakar. Kırık dökük cümleler gelir kulağına. Gidip içeride tamamlar, canını yakar.

“İnat etti belki de, bir yerde saklanıyor, dönmüyor?”

“Döner, döner…”

Yüzyıllardır bu “bir yer”i düşünür dururlar. Neresidir bu “bir yer”? birdenbire dünyanın bütün bir yerleri yığılır üstlerine.

Şimdi kalkıp evlere dağılacaklar bomboş eviçleri, ihtiyarlar kapıdan girer girmez tüm hatıraları ortaya çıkarıverir, suskunlukla teslim eder.

Zerre zerre siliniyor rengi çocuk. Oysa kapıda ayakkabıları şimdi çıkarmış gibi durur. Sabahları; hayali mahmurdur odasında. Anası gider uyatırdı, o da öldü.

Evini korur ihtiyar. Çatısını alnında duvarlarını sırtında taşır. Oğlu desin, “Benim bir adresim var.”

Kim kime adres verir bu zamanda?

İhtiyarların eski gözlerindeki yalımlar buluştu. Masayı altından kavrayıp sokağın ortasına doğru hafifçe kaydırdılar. Meyhaneci bu kez de ayıkmadı ama bir dahakine fark edecek. Fark etse ne olur, susacak, üzülecek. Adamların isyanı birikmiştir, rakıyla yutamazlarsa masayla giderler, diyecek. En azından şu sokağı mı kapatmak isterler? Ayaklarından akan nehirler, uzaktaki bir denizin cazibesinde koşarken suya kapılır, şu küçücük masaya mı tutunurlar? Belki de kalkıp eve gidemeyesidirler. Meyhanecinin zihninde ihtiyarlar böyle ağırlanır.

Masa birazdan tıkar bile sokağı. Dumandan iki sicim döne döne gök karasına karışır. Cumartesileri meydanda biriken ve ancak her akşam bu masada azar azar can bulan asi bir yaşantı çıkagelir. Ağırkanlı bir başkaldırı. Çerçevedeki fotoğrafta genç adam, ışığı yerküreye ulaşamamış bir yıldız kadar kayıptır yine. Bir vakit parlarmış.

Oysa bir dilbaz, Ortaçağ’da bir yeniyetmenin kazığa oturtuluşunu nasıl da canlı anlatır? İhtiyarlar bilmez dengbejliği, bugünün acısını Ortaçağ’dan beri saklarlar. Avazları çıkmaz. Dayak yemeyi de beceremezler. Susup beklerler. Kulakları dışarıda, gecede. Fotoğraflar koyunlarında.

Ağır işitilen dışarısı, ufkun miyoplu öteleri, göğüste ihtiyar teriyle yaş alan fotoğraftakiler, boğmacalı haykırış, romatizmalı yumruklar, titrek ayaklanma, doğuştan çaresiz ve ölümden yana çözümsüz.

Cumartesileri birden kalabalıklaşırlar. Kaldırımlardan, yollardan ölü güvercin toplayarak gelirler. Kalp atımıyla sevilen fotoğraflar göğüslerden çıkarılır. Meydana fotoğraf akar. Hepsi de “kaybedilmiş”. Öyle ya, insan kaybolmadıysa, kaybedilmiştir.

İhtiyarların gözlerindeki yaş buluştu. Masa iyice ortaladı sokağı. Duman tüter. Yamalar gizli, yaralar açıkta. Çerçeve usulca ceket cebine kondu. Hesaba para çıkışmadı. Üç tane de posta pulu bıraktılar. Karşılıklı açtılar kollarını –sokakta bir barikat. Sarıldılar.

Duvar diplerine bakmadan eve gidilmez ama onlar gene de öyle yaptılar.

1.       Güzel amca: çok acı çekmiş, ancak belli etmemiş; rakıyı seven, çok sigara içen, şiirden epey anlayan, altmış yaş üstü çocuksuz (ya hiç çocuğu olmamış ya da çocuğunu yitirmişçesine çocuksuz olan) amcalar (Bahariye civarı yerel ağız).

PELİN BUZLUK
Kanatları Ölü Açıklığında
Can Yayınları

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: