Her şey bir at sineğiyle başladı

Müge İplikçi

Müge İplikçi

Bu kentin kuruluş efsanelerinden biri şöyle başlar: “İO isimli bir genç kızla Zeus’un gizli aşkı, kıskanç ve ateşli Hera’nın gazabına uğrar. Zeusça çaresizlikten ve onu korumak adına beyaz bir ineğe dönüştürülen İO, Hera’nın kendisine musallat ettiği bir at sineğinden kurtulmak için kaçar. Olympos’tan aşağı ovalar, dağlar aşar ve derken Trakya’ya ulaşır.”

Şu at sineği öyle yapışkandır ki taa Haliç’e, Alibeyköy’e kadar peşini bırakmaz kızcağızın. Ve tam da bu noktada İO, Zeus’un kızını yüreğindeki derin acılarla doğurur. Ona Keroessa adını verir.

Aşk: Gel zaman git zaman denizlerin Tanrısı Poseidon -ki daha sonra bu diyarın baş Tanrısı olacaktır- Keroessa’ya vurulur. Byzas bu vurgunun ürünüdür. Byzantion’sa Byzas’un…

Dediğim gibi bu, bu kentin kuruluş efsanelerinden sadece biri.

Bu kente dikkatle bakarsanız artık olmayan deniz fenerleri, onların aydınlattığı hayalet ışıklar ve zamanın içersinde yokolan insan fısıltılarına rastlayabilirsiniz.

Yok, gene de anlatmak istediğim bunlar değil meraklanmayın. Yani minareler, yunus balıklı sikkeler, buhurdanlıklar değil… Mutlaka her birinin kendine özgü bir sesi vardır. Ama asıl sorun benim kendi sesimde. Tarihten önceki ve sonraki bunca zamanda ileri, geri ve belki de dairesel olan böylesi bir boyutta, kendi farklılığımı yaratacak dili ararken tamamen dilsiz kaldım. (Yine de aramızda kalsın.)

Tüm bu tarihten arta kalan kalıntılar gibi; bir şeyleri yaşamışım da hepsi yeni gelen uygarlıklarca bir kenara atılıp savrulmuş, unutulmuş, yokedimiş.

Belki benim dilim de budur.

Söz mü, uğultu mu, inanın bilmiyorum. Tekrar söze mi dönüyoruz, uğultuya mı?

Kimbilir, bu yitirişin nedeni zamanın ta kendisi de olabilir; aslında zaman ta en baştan benim içimdeydi. Bu yüzden kithara çalınırken ya da bir ud taksiminde müziğe eşlik edemedim. Oysa Persler bunu yüzyıllarca önce yapmışlar. İskender düğümü çok önceden çözmüş, Kybele, Siibeeeel pabucu yarım kadın, doğrusu ya esaslı kadınmış.

Belki ben oralarda bir yerlerde avazım çıktığı kadar bağırdım da yine de duyulmadı. Bir aksaklık var gerçekten.

Neyse.

Ancak şunu da söylemeden edemeyeceğim: Bildiğim bir şey var, bu kadar eskiliğime karşın sapıma kadar dürüst bir at sineğiydim, hep öyle kaldım.

MÜGE İPLİKÇİ
Perende (İletişim Yayınları)

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: