Darağacı Arayan Adam

Orhan Duru

Orhan Duru

Uzun boylu, Ramses’in eski Mısır’da bulunmuş mumyasının yüzüne benzeyen yüzlü genç bir adam, yolda yürüyor koşaraktan. Sanırsınız ki üç gemisi vardı bu adamın, battı bu gemilerinden biri. Ümit Burnu’nda idaresizliği yüzünden kaptanın. Yani öyle bir yüz kapkara. Öyle gözler okunan içinde ölüm. Boynu zayıf, ince kıldan, belli ki çökmüş, fakirlikten. İşte bu adam gidiyordu kendini öldürmeye. Almıştı bir ip sonradan yağlayacağı zeytinyağıyla bakkaldan. Arıyordu şimdi bir darağacı, uygun, güzel meşeden yapılmış bir darağacı.

Gitti bir odun oğlu odun oduncudan, toplumsal yerine ve öğrenimine uygun bir darağacı almaya. Ama dağdan kesilmiş bir gürgen kütüğüne benzeyen oduncu alay etti onunla. Dedi:

“Okumuşsun da n’olmuş? Veremem istediğin gibi darağacı yapılabilecek bir odun. Bir de lütfen kendinizi benim yerime koyun.”

Ramses: “Meşe, güzel, cilalı vernikli meşe, bulunmaz mı sizde?” dedi.

“Ahh, eski günlerde ner’de?” dedi oduncu. “Meşe odunu gelmiyor artık. Ama isterseniz var kavak. Hem daha uzun, hem daha kavak.”

“N’apalım.” dedi genç adam. “Yoksa meşe odunu, alırız biz de kavak odunu. Hem daha ucuz kavak odunu.”

“Ama vermem size kavağı, almadan parasını,” dedi oduncu.

“Dalga geçme,” dedi okumuş, bitmiş genç.

“Vermem kavağı, almadan parayı.”

Genç uludu umutsuzlukla. Ve saldırdı oduncunun üstüne. Tuttu onun kafasını, attı deminden beri sinek gibi vızıldayan, bu yüzden kimseyi uyutmayan, odunları doğrayan hızarın testeresinin keskin ağzının altına. Kafası bölündü ortadan oduncunun. Attı sonra gene hızarın altına, kafasını kovalayan gövdesini oduncunun. Bölündü o da. Tam aile sobasına göre.

Çekti genç adam büyük kavak yığınının ortasından, üç tane uzun kavak, aldı onları sırtına, tam götürüyordu ki çıktı karşısına bir kocakarı başörtülü, torbalı.

“Evladım, evladım, senin yüzünden bu halim. Nereye götürüyorsun bu kavakları? N’apacaksın bakayım onları?” dedi.

“Sen karışma işime, hep girerdi bu iş düşüme. Burada olsun karışmayın bana ulaaan! Patlayacağım sıkıntıdan…” diye bağırdı genç adam.

“Vay piç kurusu” dedi kocakarı. Sonra ekledi: “Ne yapacaksan yapma, ne yapmayacaksan yap.”

“Kendimi asacağım bunlarla, sen de oturup kına yak.”

Başladı ağlamaya kanlı gözyaşlarıyla, gözyaşlarının kanlı dereleriyle kocakarı.

“Niçin asıyorsun kendini, kimsen yok mu senin?”

“Var, n’olacak?”

“Ama niçin?”

“Çerkez tavuğundan bıktığım için,” dedi genç adam.

Sonra vardı bir marangozun yanına. Aldığı kavaklar sırtında.

“Yap bana darağacı.”

“Yapamam” dedi marangoz. “Unuttum yapmasını. Eskiden, kanlı çarpışmalar devrinde yapardım bol bol. Para kazanırdım bu yüzden bol bol. Ama artık ne eski darağaçları var ne eski ustalar bol bol. Artık kimse kimseyi asmıyor.”

“Demek yapmayacaksın öyle mi?” dedi genç adam. Aldı elinden keseri marangozun, başladı yontmaya marangozu. Sonra kavakları düzeltip kurdu kendine bir darağacı. Sallandırdı ipi. Güzelce yağladı kaygan. Başladı geleni geçeni asmaya…

ORHAN DURU
Bırakılmış Biri (Sel Yayıncılık)

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: