Hans Christian Andersen

Hans Christian Andersen

Hans Christian Andersen

Odense’nin fakir bir mahallesinde bir ayakkabı tamircisinin ve (muhtemelen Stalin’le tek ortak yanı olarak) bir çamaşırcı kadının oğlu olarak doğdu. Aile tek odalı bir evde yaşamaktaydı ve küçük Hans daha babasının ölümünden önce, ömür boyu bir terapiye sığacak kadar travmaya maruz kaldı. Çeşitli biyografi yazarları çocukken cinsel tacize uğramış olabileceğine işaret eder; nitekim büyük ölçüde otobiyografik nitelikteki ilk romanı Tuluatçı’da Federico adlı bir adam küçük bir oğlanı kandırıp bir mağaraya götürür. Andersen’in “Beni severdi, bana çörekler ve çiçekler verirdi, yanağımı okşardı” diye aktardığı Fedder Cartens adındaki ilk öğretmenlerinden biri de onun okula başlamasının üzerinden bir yıl geçmeden esrarengiz biçimde kasabadan ayrılmıştı. Andersen yetişkinliğinde mahzen gibi yerlerden ciddi bir hoşnutsuzluk duyardı.

Bir gün akıl hastanesinde çalışan ninesine yardımcı olurken, kapı çatlağından içerisine baktığı bir odada kendi kendine şarkı söyleyen çıplak bir kadın gördü. Onun farkına varan kadın öldüresiye bir öfkeyle kapıya doğru atıldı. Yemeğini aldığı kapı kapağını ardına kadar açarak dik bir bakış fırlattı ve dışarıya uzattığı eliyle giysilerini tırmaladı. Bir hademe sonunda yetişip onu kurtardığında, Andersen “korkudan yarı ölü halde” dehşetle çığlıklar atmaktaydı. 

On yedi yaşında olmasına karşın, on bir ve on iki yaşındaki çocukların okuduğu en alt sınıfa alındı. Bütün bunlara ek olarak kazık gibi boyunun ve okuma güçlüğü nedeniyle, ona “toraman” adını takan müdürün sadistçe sataşmalarının kolay hedefi haline geldi.
Andersen okuldan çıktığında eskisinden daha beter haldeydi. Strese bağlı diş ağrılarından çektiği azapla ve mastürbasyon alışkanlığının sonunda penisinin kopmasına ya da delirmesine yol açacağı kanısıyla derin bir nevroz içindeydi. Açık alanlarda dolaşmaktan, tekneyle denize açılmaktan, diri olarak yakılma ya da gömülme kuruntusundan ve (çocukken akıl hastanesinde başından geçen olayın bir sonucu olarak) bir kadını çıplak görmekten dehşete düşer hale geldi. Sıska ve çukurumsu göğsünden o kadar rahatsızdı ki, gömleğinin içine gazeteler tıkıştırarak göğsünü kabartma yoluna gitti.
Aşk yaşamı aynı ölçüde çoraktı. Genellikle eşcinsel eğilimli tutkunlukları hiç karşılık görmedi. Edebiyat alanındaki şöhretinin büyümesiyle birlikte, birçok yeri gezmeye başladı, Mendelssohn ve Dickens’la dostluklar kurdu. Balzac, Victor Hugo, Alexander Dumas ve Heinrich Heine’yle tanıştı. Ama Heaviside’a oldukça benzer bir biçimde, Andersen’in tavrında insanları kızdıran bir taraf vardı. Aynı anda hem kibirli, hem de sokulgan olma gibi bir özelliğe sahipti. Kahramanı Dickens’a 1857’de konuk olduktan sonra, ev sahibi misafir odasındaki yatağın yukarısına şu sözlerin yazılı olduğu bir kart astı: “Hans Andersen’in bu odada uyuduğu beş hafta aileye ÇAĞLAR gibi geldi.” Birçok kimse Uriah Heep karakterinin Andersen üzerine kurulduğu kanısındadır. Bir keresinde Andersen dönemin diğer büyük masal ustası Jacob Grimm’i önceden haber vermeksizin ziyarete gitti. Maalesef Grimm adını hiç duymamıştı ve ona kapıyı gösterdi.
Andersen’in Avrupa’yı dolaşarak zengin ve ünlü kişilerle görüşmesi ülkesinde pek olumlu karşılanmadı; Kopenhag caddelerinde çoğu kez şöyle bağırışlarla ona laf atılırdı: “Bakın! Yurtdışında çok meşhur olan orangutanımız geçiyor!” En yakın dostları olan Collin ailesinin fertleri bile ondan “fiyakacı” diye söz ederdi. Danimarka’da hakkında o kadar çok fıkra anlatılan başka bir adam olmadığı söylenirdi.
Zengin ama çok yalnız olduğu son yıllarında, Andersen kızlara sırf kendisiyle konuşmaları için para ödemek üzere genelevlere gitme alışkanlığı edindi.

“Küçük Denizkızı” ya da “Çirkin Ördek Yavrusu” masallarında Andersen’i -aşkı karşılıksız kalan sakar aykırı tipi- görmemek olanaksızdır. Belki de çocukluğundaki mutsuzluk kişisel yaşamında asla gereğince “büyümeyi” başaramamasını getirdiği için, en güzel ve en etkileyici eserleri hep çocuklara dönüktü.

(NTV Yayınları’ndan çıkan “NASIL BİLİRDİNİZ” orj. adı: “THE QI BOOK of the DEAD” -John Lloyd, John Mitchinson- kitabından dikkatimi çeken biyografik notlar.)

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: