Yeditepe Öyküleri – Birinci Öykü

Abidin Dino

Abidin Dino

Yeditepe hiç de bildiğiniz gibi değildir. Yeditepe, yedi derya, yedi rüzgâr, yedi gurbet bağlar. Yeditepe’ye balık akın etti mi, denize basıp İsa gibi dolaşırsınız, balığın kaldırımdan farkı yoktur.
Balık akın etti mi, vatandaşlar kazma kürekle caddeleri savunurlar.
Balık akın etti mi, denizleri bıçakla yarılmaz bir korku kaplar, kediler sarhoş dolaşır, âşıklar çiğ ve canlı balıklarla birbirini okşar, bu böyle. Yeditepe’de bu böyle. 
Derken denizlerden haber gelir: Uskumru geliyor! ‘Uskumru geliyor’ çığlıklarını işiten gebe hatunlar çocuk düşürür; Rum balıkçılar istavroz çıkarır, minarelerde müezzinler haykırır, askerler selâm verir, meyhane müşterileri ayağa kalkar, genelevde faaliyet durur, deniz dibinde iki sıra çurçur, iki sıra kayabalığı heyecanla haykırır:
-Yaşa, yaşa, bin yaşa!
Refet işte böyle bir denizde böyle bir reis yetişmişti. (Refetreis’in ismi “Refet Reis” olarak telâffuz edildi.)
Denizler Refet Reis’e miras kalmıştı, bütün denizler.
Refet Reis’in mâlumatı yerindedir, iki ayazın bir lodos ettiğini bilir, bulutlar kazayağı olunca neticeyi bilir, bilir oğlu bilir.
Neyse.
Refet Reis sekiz yaşında mutsi olmuş, gemi ve gemicilerin her türlü ihtiyaçlarını öğrenmişti. Refet Reis işe başladıktan altı ay sonra, çeyrek payı almış, sene sonunda Bodos’ta diktirilmiş bir lacivert elbiseye sahip olmuştu.
“Abazo fingo” ne demek? Refet Reis bilir. Fingo ile babafingo arasındaki dağlar taşlar kadar farkı bilmeyenden hayır beklemeyin; Refet Reis’in fikri budur.
Salyaduran beri kaymış diye diye reis adam olmuş, bir yelkenliye kancayı atmıştı.
Refet Reis’in Yeditepe’de ünü billhassa bodrum katta büyüktür.
Refet Reis karaya ayak basınca, şehir kımıldar, birdenbire uyandırılmış bir kız edasıyla gerilir.
Yeditepe, Reis’in yatak odası idi. Karada canavarlaşana Reis, denizde ağzını bozmaz, anasına misafirliğe gitmiş gibi rabıtayı muhafaza ederdi. Karada Reis fırtınaların vekili idi, sesini işitince kepenkler kapanır, ışıklar söner, kapılar kilitlenir.
Refet Reis dünyanın sularla örtülü olduğunu bilirdi. Bilirdi ki, “Kara” dediğimiz nesne, insanların defihacet etmelerinden ileri gelmiş yığınlardır, yoksa bir zamanlar insanlar hep gemilerde dolaşırdı. Bunu bildiği için, tâ uzakta gördüğü kıtalara Reis baş sallar,
-Malûm, derdi.
Tepeler ne kadar yeşil, şehirler ne kadar çiçekli olursa olsun, işin içyüzünü bilenler için, kara gene karadır.
Yedi deryanın yedi ucundaki genelev sahibeleri Reis’in ahbabı sayılırdı. Singapur’da Madam Ameli’ye kuru karanfil götürür, romatizmalardan haber sorardı.
Odesa’nın Maldavankası’nda ikamet edem Madam Lubka kazak için, Mısır Çarşısı’ndan kakule, zencefil alır, velhasıl dostlarını ihmal etmezdi.
Gel zaman git zaman işler karıştı, dünya karıştı, Reis bir tek sandalla cascavlak kaldı.
Reis, Yeditepe’nin tırtıllı sahiline yerleşmiş, üstelik Evgeniya isminde bir ihtiyar yosmaya gönül vermişti.
İçinizde Evgeniya’yı unutmuş gibi duranlar var ama, mutlaka, bir zamanlar onu yakından, hani pek yakından tanırdınız.
Çilek kokusundan sendelediğiniz gecelerde ilk sevgiliniz kimdi?
Binlerce ses cevap versin:
– Evgeniya!
Aşkı size kim öğretti?
– Evgeniya!
O günler unutulur mu?
– Evgeniya!
Hayır, Evgeniya’nın göğsü unutulmazdı.
Ey sınıfta kalmış öğrenciler! Kara haberi pedere söylemeden önce, “Evgeniya” adını yüksek sesle söylersiniz, sorun kalmaz.
Gördünüz mü? Beybabanızın öksürüğü tuttu, boğulur gibi sofradan kalktı, koltuğuna oturdu, yakasına asılmış peçetesiyle, kızarmış yanaklarına serinlk verirken gördünüz mü, size nasıl şüpheli bakıyor? Durmayın bir daha,
– Evgeniya, deyip anlatın.
Sınıfta mı çaktınız, zararı yok. Komşu kızı mı öptünüz, zararı yok. Dürbünleri mi kırdınız, zararı yok. Gördünüz ya!
Çilek kokusundan sendeleyeneler için Evgeniya sihirli kelimedir, hem de çok sihirli kelime.
Evgeniya bir zamanlar Yeditepe’nin üst katına çıktından sonra, tekrar bodrum katına avdet etmişti.
Tırtıllı Köy’de eczacıya metreslik ediyordu.
Bir zamanlar Kalafat Yerinde, Yusuf Usta’ya mombarta ısmarlayan Reis, Mısır’a lahana yapraklarında esrar kaçıran reis, Kahire otellerinde Trotinbern isminde gemiciye ve bilimum İngilizlere yol vermeyen Reis, Rodos açıklarında bir İtalyan petrol tankerinin yolunu taka ile eksen Reis, işbu geminin Clovenitea ismiyle maruf kaptanını (bir kadın meselesi yüzünden) otuz beş kişilik mürettebatı önünde asla söylenmeyecek şekilde utandıran Reis, havaya birkaç el silah atıp, takaya tekrar binip, basıp giden Reis, Tırtıllı Köy’de Evgeniya önünde baş eğmiş, aşkın karanlık ve ıslak sefalarına dalmıştı. Reis siya siya ederken bile geceyi düşünürdü.
Reis, Evgeniya’nın hâlâ beyaz göğsüne bakarken Yeditepe’nin saadet gecelerini hatırlar, kendini karyoladan yere atardı.
Bir değil, Yeditepe’nin mahrem zevkleri Evgeniya’da başlamış, Evgeniya’da bitmişti.
Ne müthiş sırlar!
Reis yatağa dönerdi.
Reis Yeditepe’nin erkek cinsinden olan halkını imha çarelerini düşünürdü. Öyle bir cinayet tasavvur ederdi ki, şehrin yüz bin penceresinden yüz bin Refer Reis, yüz bin bıçak, yüz bin kolun ucunda, karanlıkta yüz bin kere parıldayacak!

Ve yüz bin bıçak, yüz bin erkeğin kasıklarına, yüz bin kere saplanıp, Evgeniya’da başlayıp biten yüz bin zevk fıçısını dökecekti, şehrin etrafında, kan lekesi yayılacaktı, koca bir leke!
Reis yerde yatarken bunları düşünür, tekrar yatağa dönerdi.

Evgeniya hem geçen gemilere hem geçen erkeklere ilgisizdi.
Reis ne bilsin ki kadınların ve denizin hafızası yok!
Evgeniya senede iki kez kiliseye gider, papazların taze ekmek içi kadar yumuşak seslerini dinler, bu işin içinde iş olduğunu hisseder ama, n’olursa olsun, mumlar şenliktir.

Refet Reis, Evgeniya’yı ısırdıkça ortalık deniz kokar; Reis kendini karyoladan yere atardı, atmasa bile yatakta ayağa kalkar, rüzgârsız günlerde tatbik edilen “kırk köse ismini saymak” çaresine başvururdu. Dalyan karşısında, yanmış arsanın dibindeki kulübede yatakta ayağa kalkar, kırk köse ismi arar, açıklardan geçen gaz tankerlerinin evi hafif sarstığını hisseder, dimdik durur, sonra beyaz yatağa düşerdi.

Her öykünün bir sonu, her dalyanın bir delikanlısı vardır.
Reis’in evinin karşısında, dalyan kenarında uzun direğe oturmuş delikanlıya kim dayanır?
Delikanlı kayıkta ağları yoklaya yoklaya geçer, yalı genç kızları kızarır, hizmetçiler sinirli güler, sahil boyunca tesadüf işte, hanımefendiler pencere önünde gömlek değiştirirdi.
İş olsun diye, Evgeniya, delikanlı ile işi pişirdi. İş olsun diye, yoksa başka bir şey değil.
Olan oldu, Refet Reis bu işi, ister istemez duydu.

O günlerde iki ayar bir lodos esmişti.
Yeditepe’nin mevsimi yoktur; poyraz eser, naftalinli sandıklardan kürkler çıkar; lodos eser, naftalinli sandıklara kürkler döner.

Üst, orta, alt ve bodrum kat meyhanelerinde sabırsızlık alâmetleri baş göstermişti, garsonlar söylüyordu, çiroz geç kalmıştı, uskumrular denizlerde dünya görmüş, çocukluk sularına hasret kalmıştı. Sevgilinin tuzlu sularını geride bırakıp vatana dönüyorlardı.
Mezeler yüze yüze geliyordu.
Uskumrular zayıflamış, çiroz olmuştu. Geride çirozlar çeşt çeşit adalar, çiçek kuyruklu balıklar bırakmıştı. Geride çirozlar deniz dibinde kumar oynayan ölüler bırakmıştı. Geride çirozlar, belki, artık göremeyecekleri zevceler bırakmıştı, onlardan belki ebediyen ayrılırken çirozlar ağlamış, deniz dibinde ağlamak ne zor!
Kederinden koca deniz bile titredi ve denizde nedensiz bir ürperme gören gemici ürktü.
Meze geliyordu!

Delikanlı, dalyan direğinden kanlar içinde batan şehre baktı. Yeditepe’nin üstünde morarmış çılgın bulutlar gittikçe şişiyor, gide gide ufuklardan taşıyordum.
Martılar harman çevirmişti!
Deryalar lügatinden anlayanlar, martıların söylediklerini anlamıştı.
Martılar harman çevirmişti!

Dalyanda hamlacılar kaçıştı, deniz bir cam kadar sert ve hareketsiz. Denize bir taş atsanız yüzeyde kalacak.

Delikanlı, hâlâ direkte ne yapıyorsun?
Kulübeden, Evgeniya’dan hâlâ işaret mi beklersin delikanlı?
Git delikanlı! Kaç delikanlı! Martılar, deryalar lügatinden feci bir kelime söylediler, kaç delikanlı!

Birden karanlık çöktü, gökten mor bir perde düştü, çocuklar yatak altlarına saklandı, açıklardan bir, Laçka pataras sesi geldi ve ilk gök gürlemesiyle bir tabancanın patlaması bir oldu.
Delikanlı olgun meyvelerin yavaşlığıyla direkten düştü.
Vah delikanlı!
Refet Reis bir şehirden fazlasına tahammül edemezdi.
Ve böylece tek kurşunla delikanlı ölüp gitti. Vah delikanlı!

Ve kıyamet koptu!
Fakir mahalleler yıkıldı, ağaçlar diş çekercesine söküldü, gemiler, kuşlar ve insanlar boğuldu (boğulurken kuşlar şarkı söyler, insanlar bağırır.)
Mürekkepten kara bir deniz evreni kör etti ve delikanlı olgun bir meyve yavaşlığıyla direkten düştü.
Ey avratlar, delikanlı gürültüyle gitmişti! Eyvah delikanlı! Canım delikanlı!

Sabahleyin, kahpe deniz, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi duruyordu. O sabah naftalinli kürkler sandıktan çıkmadı.
O sabah, yepyeni bir denizde, dünya başlıyordu.
O sabah, uskumru sahillere hücum etti, dolu ağlar, dolu kepçeler; tencereler kaynıyordı, kediler kendilerini duvardan duvara atıyordu, sokaklar balıktan geçilmez oldu, tava kokusu Odesa’ya kadar gitti, göklerden çiroz yağdı, sevgilin dudaklarında, kalçalarında, çiğ ve çıplak bir balık kokusu vardı, çırılçıplak bir koku.

Balıkçıların çektiği ağlardan bizim delikanlı çıktı.
Vah delikanlı! Vah vah delikanlı! Deniz dibinde onu kim ve nasıl soymuştu?
Bilirim de söylemem.
Delikanlıyı deniz dibinde hangi palık padişahı, hangi denizkısıyla zina ederken görmüşler?
Bilirim de söylemem.
Sabahleyin delikanlı son buseyi, bir ömürlük buseyi hangi balıktan aldı?
Bilirim de söylemem.

Evgeniya döndü.

Siz denizden ne anlarsınız?

ABİDİN DİNO
“Yeditepe Öyküleri” – Can Yayınları

Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: