“Masumiyet Müzesi”nden: Yazar müzeleri

Masumiyet Müzesi

Orhan Bey’le ilk görüşmemize hazırlıklı gittim. Füsun’dan söz etmeden önce, ona son on beş yılda dünyada bin yedi yüz kırk üç müze gezdiğimi, biletlerini de biriktirdiğimi, ilgisini çeker diye sevdiği yazarların müzelerini anlattım: St. Petersburg’daki Dostoyevski Müzesi’ndeki tek hakiki parçanın, fanus içerisinde saklanan ve kenardaki notta “Gerçekten Dostoyevski’nindir,” diye yazan bir şapka olduğunu öğrenince gülümserdi belki. Aynı şehirdeki Nabokov Müzesi’nin Stalin yıllarında yerel sansür kurulunun yazıhanesi olarak kullanılmasına ne diyordu? Illiers-Combray’daki Marcel Proust Müzesi’nde yazarın romanında kahramanlarına örnek aldığı kişiler diye sergilenen portreleri görmemin bana roman hakkında değil, yazarın yaşadığı dünya hakkında bir fikir verdiğini anlattım. Hayır, yazar müzelerini saçma bulmuyordum. Mesela Hollanda’nın küçük Rijnsburg kentindeki Spinoza’nın Evi’nde, yazarın ölümünden sonra tutulan tutanakta adı geçen bütün kitapların bir araya getirilip eksiksiz olarak ve 17. yüzyılda yapıldığı gibi büyüklükleri esas alınarak sergilenmesini çok yerinde bulmuştum. Tagore Müzesi’nde, yazarın yaptığı suluboya resimlere bakarak ve bizim erken dönem Atatürk müzelerinin toz ve nem kokusunu hatırlayarak, labirent benzeri odalarda yürürken, Kalküta’nın bitip tükenmez uğultusunu dinleyerek, bütün bir gün ne kadar da mutlu olmuştum! Sicilya’nın Agrigento şehrinde Pirandello’nun Evi’nde gördüğüm ve bana kendi aileme aitmiş gibi gelen fotoğraflardan, Stockholm’deki Strindberg Müzesi’nin pencerelerinden görünen şehir manzarasından ve Baltimore’da Edgar Allen Poe’nun teyzesi ve daha sonra evleneceği on yaşındaki kuzeni Virginia ile paylaştığı dört katlı ve küçücük, kederli evin bana çok tanıdık geldiğinden söz ettim. (Baltimore’da bugün artık ücra ve yoksul bir mahallenin orta yerine düşen dört katlı bu Poe Evi Müzesi; küçüklüğü, kederli hali, odaları ve biçimiyle gördüğüm bütün müzeler içerisinde, Keskinlerin evine en çok benzeyen yerdi aslında.) Orhan Bey’e, hayatta gördüğüm en mükemmel yazar müzesinin Roma’da Giulia Sokağı’ndaki Mario Praz Müzesi olduğunu da anlattım. Resimden ve edebiyattan aynı tutkuyla zevk alan Romantizm’in büyük tarihçisi Mario Praz’ın evine benim gibi randevu alıp girerse, büyük yazarın harika koleksiyonunun hikâyesini, oda oda, eşya eşya roman gibi anlattığı kitabı da mutlaka okumalıydı… Rouen’de Flaubert’in doğduğu ev babasını tıp kitaplarıyla doluydu ve Flaubert ve Tıp Tarihi Müzesi’ne gitmeye hiç gerek yoktu. Sonra yazarımızın gözlerinin içine dikkatle baktım:

“Flaubert’in Madame Bovary’yi yazarken kendisine ilham veren ve tıpkı romandaki gibi kasaba otellerinde, at arabalarında seviştiği sevgilisi Louise Colet’nin saçlarından bir tutamı, mendilini, terliğini bir çekmecede sakladığını, arada onları çıkarıp sevip okşadığını, terliklere bakıp nasıl yürüdüğünü düşlediğini mektuplarından mutlaka biliyorsunuzdur, Orhan Bey.”

“Hayır, bilmiyordum,” dedi. “Ama çok hoşuma gitti.”

ORHAN PAMUK
“Masumiyet Müzesi”
(İletişim Yayınları) 

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: