“Sinek Isırıklarının Müellifi”nden…

Sinek Isırıklarının Müellifi

“Çoğu zaman her şey önceden bellidir; mucize, evin bugün yarın ölecek ihtiyar kedisidir. Bütün gün bir köşede kımıldamadan uyur. Uyansın isteriz, ama yazık değil mi, uyusun isteriz.
İnsanlarla kedilerin ilişkileri karmaşık, diye düşünüyor Cemil.”

“…çünkü keder hep en olmadık yerde gizlenir.”

“Babası cevap vermiyor; Cemil de ısrar etmiyor. Baba oğul başları önde. Acıklı bir soyaçekim tablosu.”

“İkisi de ölecek. Evet, yolun sonunda iki adam, şiirin bile fayda etmediği çünkü şiir çaredir bir bakıma ölüme, özellikle de son dize ve her şeye çengel atan kafiye.”

“Kadınlardan ne çok şey istiyoruz, diye düşünüyor Cemil. Bizi affetsinler, bize memelerini göstersinler ve ölümsüzlük versinler.”

“Babası bir şey söylemiyor, yirmi iki yıl önce öldü ve canlılara özgü rasyonelliği çoktan yitirdi. Artık ne zaman isterse o zaman söze karışıyor, o zaman ortaya çıkıyor. Bu da ölülerde sık gözlenen bir tutum.”

“İstanbullular bir Ankaralıyla konuşurken sürekli gülümsüyor. Sanki az önce gülünç, çocukça bir şey söylemişsiniz ya da yapmışsınız gibi şaşkın ama bağışlamaya hazır bir edayla gözlerinizin içine bakıp gülümsüyorlar. Siz de tedirgin oluyorsunuz, ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz, kaşınmadığı halde yanağınızı kaşıyorsunuz.”

“Bu kadar yüksekten ancak düşerek inilir. Cazcıların kederli hikâyeleri var. Parmaklarıyla, nefesleriyle çıkabildikleri kadar yükseğe çıkıyorlar; sıcaklık ve basınç değişiyor ve o kadar yüksekten ancak düşerek inilebiliyor.”

“Musluğu tekrar taktı, vanayı açtı, sızıntı kesilmişti. Halbuki sızıntı hep vardır, ip gibi, yaşadıklarımızdan, okuduğumuz kitaplardan, seyrettiğimiz filmlerden zihnimize akan bir şeyler hep vardır.”

“İnsan gençken olmayacak şeyler ister. İkindi ezanı caminin bozuk hoparlöründe çınlar. Bir sokak köpeği uzun uzun havlar. Bir kedi diğer bir kedinin kıçını koklar. Olmayacak şeyler olmaz.”

“Hayat tesadüflerle doludur ve o kadar doludur ki insan günün birinde kendi gençliğine tesadüf edebilir.”

“Cemil, genç Cemil’in elinde silah olup olmadığına bakmıştı, çünkü yıllar önce okuduğu René Char’ın Seçme Şiirleri‘nin önsözünde geçen şu cümleyi unutamıyordu: ‘Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz.’
Böyle bir cümleyi okuyup yıllarca aklınızda tutuyorsanız zaten ölüyorsunuz demektir.
Silaha gerek yok.”

“Cemil’in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı. Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil’in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil’in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz.”

“Her şey bir şeyin etrafında durmadan döner, insanın payına düşen sarhoşluktur.”

“…kitabı basılmayan yazarlardan iyi birer roman kahramanı oluyor. Eminim benden de olur: Usta bir satranç oyuncusuyum üstelik paleontolojiye de meraklıyım.”

“Erkekler de kadınları içlerine almak ister.”

“Çayın kokusu da çok başka, memeleri mandalina gibi kadınlar vardır ya, işte tam onların kokusu.”

“Üzerinde bulunduğumuz enlemdeki her şey Dünya’nın kendi çevresinde dönüşü nedeniyle saniyede yaklaşık 350 metrelik bir hızla hareket ediyor. Dünya, Güneş’in çevresinde yaklaşık 30 kilometrelik bir hızla, Güneş sistemi de Samanyolu galaksisinin merkezi çevresinde saniyede yaklaşık 200 kilometrelik bir hızla dönüyor. Samanyolu galaksisi, bir yandan galaksi merkezi çevresinde yaklaşık 270 kilometrelik bir hızla dönerken bir yandan da saniyede yaklaşık 600 kilometrelik bir hızla uzayda hareket ediyor.
Yaşamak ilerlemek olmaz, diye düşünüyor Cemil, ama geride bırakmak olabilir.”

“Bir kez daha geliyor, Cemil’i üzen yanlış bir telaffuz gibi sonbahar.”

“Bir şey hissetmek ama hissetmemeye calışmak… Başka biri olmaya çalışmak… Her zaman keder verici.”

“Çilek reçeli: En başa dönme vaadi.”

“Ölümlü dünyada böyle bir gülümseme olabilir mi?”

“Bak, çölü geçmek önemli ama görüyorum ki çölü kendin olarak geçmişsin. Yazar olmak istiyorsan çölü başkası olarak geçmen gerek. Anladın mı? Kadın olarak geç mesela, agaç olarak geç, köpek olarak geç.”

“Cemil çayı koyarken beyaz porselen demliğin ve kapağının ucunun yıllar içinde çaydan karardığını fark etti. Böyle şeylere gözümüz takılıyor sonra da yaşamak kirlenmektir filan diyoruz. Basit gözlemlerden büyük sonuçlar çıkıyor, oysa çamaşır suyu diye birşey var.”

“Sperma hücresiyle yumurta hücresi birleşip tek bir hücre meydana getiriyor, bu tek hücre bölünerek iki hücreye dönüşüyor. Sonra bu iki hücre de bölünüyor. Dört, sekiz, on altı, otuz iki… Milyarlarca hücre karmaşık, hassas bir organizma oluşturuyor. İnsan aslında nicelikten, akıl almaz büyüklükte bir sayıdan başka bir şey değil ve öldüğünde de sayı oluyor zaten. Hücreler çürüyüp parçalandığında, o karmaşık organizmadan hiçbir hatıra, iz taşımayan muazzam sayıda atom etrafa saçılıyor oksijen, hidrojen, azot ve bir sürü aptal karbon atomu.”

“Kitaplar bir bakıma başarılmış, tamamlanmış şeylerdir. Oysa hayat başarılamayan ve tamamlanmayan şeylerle doludur.”

“Kendi dünyamdan çıktığımda, basit cümlelerin öznesi oluyorum.”

“Hayat hiçbir yere varmıyor.”

“Birlikte yaşlanmanın iyi tarafı birbirine söylediğin beya söylemediğin şeyler yüzünden ölmeyeceğini bilmek! Gençken konuşmak da susmak da ihanettir; gençken insan kolay can alacağını, canının kolay çıkacağını düşünür.”

“Edebiyat okurları aslında okudukları her kitapta insanı muayene ve ameliyat eder. Bu yolla edindikleri bilgi, görgü yaşayarak elde edilemeyecek kadar büyüktür ve insana dair her şeyi anlarlar, sahiden anlarlar.”

“Diğer insanlardan farklı olduğunuzu ilk kez hissettiğiniz anın ışığı gözünüzü alır.”

“Aforizma modern insanın kullandığı bir ağrı kesicidir. Hiç olmanın ağrısını dindirir. Sonra ağrı yine başlar.”

“Kendi acılarımıza ve başkalarının acılarına hiçbir yeni biçim arayışına girmeden tanık olmamız ve sessizce katlanmamız bekleniyor. Her şey kendini ölçüsüzce çoğaltarak var olmaya çalışıyor: İnsanlar, silahlar ve para.”

“İstanbul’da gün boyu dolaşırken dünyanın haline üzüldüm. Ankara’da insan sadece Ankara’nın haline üzülüyor.”

“Ben doğru dürüst konuşamadığım, konuşmaktan tat alamadığım birine aşık olamam.”

“Romanım basılırsa, beni kovalayan saksağanların karşısına korkusuzca dikilebilirim. (…) İstifa edip evde oturmam, kitap okumadan, tek bir cümle yazmadan sadece hayal kurarak boş boş geçirdiğim saatler bir vicdan sorunu olmaktan çıkar.”

“Cemil, kitaplığa bakarak ulaştığı sonuçları Nazlı’ya açıklıyor: ‘Bir: yoksunluk ve özlem bizi zinde tutuyor, zamanın duşında tutuyor. İki: arzuları doyurmak bizi pelteleştiriyor, zamanın içine atıyor.”

“Editör Hanım, yazarak, hikayeler anlatarak bir kadını içinize alabilirsiniz ve başka biri olabilirsiniz. Saygılarımla…”

“Zaten bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise Vüs’at O. Bener okurudur.”

“Mucize bekleyen herkes eninde sonunda fizik yasalarıyla yüzleşmek zorundadır.”

“Güzel şeyler toplanabilsin, güzel bir elmayla güzel bir armut toplanabilsin, lütfen! Cemil, gerçekten de zihninde anların toplanarak süreklilik kazandığını biliyor, oysa hayatın sürekliliği hem birbirine eklenen hem de birbirini eksilten anların sürekliliğidir.”

“Biraz sonra unuttukları ve hatırladıkları birbirine karıştı ki bu da insanı meydana getiren temel karışımdır.”

‎”…evdeki masa saati bozuldu. Saat en az yüz elli yıllıktı. (…) Şimdi bozulmuştu, kurma düğmesi dönmüyordu. Zembereği kırılmış olabilirdi, durmadan boşa dönmek yorar, metalleri de insanları da. Dörde on kalanın kesinliği de yol açmış olabilirdi zembereğin kırılmasına, çünkü kesinlik de yorar.” 

‎”İnsanın kendi dünyasını ve dilini susarak koruması ne tatlı paradoks.”

“Her şey çok anlamsız! Hayat, kendi kendilerini kopyalayan dev moleküllerden başka bir şey değil. Hayat dediğimiz şey sadece kimyadan ibaret. Periyodik tabloyu ezberlesek yeter. Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ve helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır… Dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar.” 

“Hayatın bu manasız, bu sinir bozucu zenginliği ve vaatleri karşısında çıldırıp delirmemek için hayal kuruyorum, diye düşünüyor Cemil. O bulanık genişliği, o yankısız boşluğu, hayallerimin görsel yankılarıyla doldurmaya çalışıyorum. Sahip olduğum şeyleri küçümseyen, yaşadığım anı küçümseyen, bana durmadan daha yaşanacak çok şey olduğunu söyleyen haya ile başka türlü nasıl baş ederim? Ya böyle kendi kendini hayallerle avutan biri olacağım ya da gördüğüm her şeye saldıracağım. İnsan olmak ne zor şey!”

“Küçük burjuvaların kayda değer lükslerinden biri de kendi biyografilerini hayal edebilmeleri ve bazı şeyleri sırf biyografilerinde yer alsın diye yapabilmeleridir.”

“Aldığımız her nefes bize kendimizi suçlu hissettiriyor, lükslerimiz ve çilelerimizle bir kum havuzunda oynuyormuşuz gibi hissettiriyor. Bir yandan suçluluk duygusuyla havuzumuzda eşelenirken bir yandan da gerçek dünyanın dev bir yumruk olarak art arda üzerimize inmesini, kurduğumuz her şeyi tuzla buz etmesini bekliyor, hatta istiyoruz. Kafka okuduk, gerçeğe mazoşistçe bir düşkünlüğümüz var.”

“Hayat tesadüflerle doludur ve o kadar doludur ki, insan günün birinde kendi ihtiyarlığına tesadüf edebilir.”

“Anlamasak da olur. Oysa ne çok insan anladığını düşünmüştür. Evreni mesela anladığını düşünmüştür. Okumuştur ve anlamıştır. Sonra da şapşal bir öğrenci gibi ezberlemek için evin içinde dolanarak yüksek sesle tekrar etmiştir: ‘Bir zamanlar her şey birdi. Tekillik sonsuzluk demekti. Her şey sonsuz küçüklükte ve sonsuz yoğunlukta tek bir noktaydı sonra büyük bir patlama oldu. Büyük bir patlama oldu ve milyarlarca galaksiyi, o galaksilerdeki milyarlarca yıldızı meydana getiren madde etrafa saçıldı.
(…)
Her şey etrafa saçıldı, diye düşünüyor Cemil. Bu fazlalık ondan. Her şey etrafa saçıldı, sonra birbiriyle çarpıştı, birleşti; soğudu, ısındı, tekrar parçalanıp ayrıldı. Birbirlerini çekti, itti, birbirlerinin etrafında döndü. Kelimeler ve uykular. Erkekler ve kadınlar. Anladım. Anlıyorum, diye düşündü Cemil, her şeyin birbirinin içine bu kadar geçmesi, bu karmaşa, bu hareket, geçmişin ve geleceğin karışıp karışıp ayrılması, anların etrafa savrulması ve zihnin durmaması durmaması hiç durmaması, anlıyorum, diye düşünüyor berberden çıkarken Cemil.”

“Yazmak bir bakıma anlatılmaya değmez olanı anlatmaktır. Böylelikle anlamsız olanı anlamlı kılmaya cüret etmektir.”

“Editör Hanım, Balzac sanatın yoğunlaşmış yaradılış olduğunu söylemiş. Güzel söylemiş. Dünyada Nazlı diye biri olmasaydı, onu tanımasaydım, onu böyle sevmeseydim, hiç kuşkusuz Balzac’ı alnından öperdim ve bütün kapıları kapatarak yaradılışımın yoğunlaşmasına zevkle izin verirdim.”

BARIŞ BIÇAKÇI
“Sinek  Isırıklarının Müellifi”
(İletişim Yayınları) 

Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Yorumlar

  • Buse  On 22 Ocak 2013 at 22:51

    “Erkeklerde kadınları içlerine almak ister.” işte bundan emin değilim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: