Sinek Isırıklarının Müellifi, 37. Bölüm: “Romanım basılırsa…”

Sinek Isırıklarının Müellifi

“Editör Hanım, Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün öyküsünde Seymour Glass, intihar etmek üzere oteldeki odasına çıkarken asansörde bir kadını sırf sinsi sinsi ayaklarına baktığı için azarlamakla kalmaz, aynı zamanda bütün sağlam edebi kahramanların yaptığı şeyi yapar, dünya üzerindeki insanları zarif bir biçimde ikiye ayırır: Seymour gibi olanlar ve olmayanlar.

Kahramanları bu nedenle severiz; ‘haince karıştırılmış’ sonra da kaba sınıflandırmalarla açıklanmış bir dünyada bize göremediğimiz ayrımları gösterirler, ince çizgilerle çizilmiş safları belirginleştirirler. Safların belli olması iyidir. Kürk Mantolu Madonna‘daki Raif Efendi gibi olanlar ve olmayanlar, Şafak‘taki Oya gibi olanlar ve olmayanlar, Stephen Dedalus gibi olanlar ve olmayanlar. 

Romanımdaki kahraman da dünya nüfusunu böyle zarif bir biçimde ikiye bölsün diye elimden geleni yaptım, inanın bana, bunun için çok uğraştım. Sahip olduğum ve olmadığım bütün birikimi kullandım çünkü roman yazarken size ait olmayan şeyleri de sizinmiş gibi kullanırsınız, hatta daha çok böyle şeyleri kullanırsınız. Bilmediğiniz şeyleri biliyormuş gibi yaparsınız. Çin tarihini, kuantum fiziğini, Bahtin’in edebiyat teorisini ve tabii Heiddegger’i sular seller gibi biliyorsunuzdur. Gerçek hayatta olmadığınız kadar adil ve anlayışlısınızdır. Zeki ve cesursunuzdur. Bütün umudum bu!

Romanım basılırsa, beni kovalayan saksağanların karşısına korkusuzca dikilebilirim. Her sabah gazete almaya giderken selamlaştığım ada görevlisi Nedim’in, gündüzleri apartman boşluğunda sesleri yankılanan, kapı aralarından, gözetleme deliklerinden bana bakan komşu kadınların ve Nazlı’nın ailesinin karşısına nihayet düzgün bir kıyafetle çıkabilirim. Yazar kıyafeti. Fena değildir. En azından eskrimci kıyafetiyle dolaşmaktan daha iyidir. Çünkü toplu konutlardaki hemen herkes bana, ani bir hamleyle kalplerinin üzerindeki bir düğmeye dokunup iç dünyalarının çirkin ışığını yakacakmışım gibi çekinerek bakıyor.

Romanım basılırsa, futbol sahasında gösterdiğim beceriksizlikler belki bir uyuşmazlık mahkemesince çözüme kavuşturulabilir. Topu göğsümde yumuşatamayışım, sağ ayağımı hiç kullanamayışım, ortalarımın berbat olması filan, hepsi affedilebilir. İstifa edip evde oturmam, kitap okumadan, tek bir cümle yazmadan sadece hayal kurarak boş boş geçirdiğim saatler bir vicdan sorunu olmaktan çıkar. Belki John Mayall’dan Sensitive Kind‘ı veya 16 Horsepower’dan Sinnerman‘i acze düşmeden, ikide bir burnumu çekmeden dinleyebilirim. Geçmişle ilgili hiçbir marazi duyguya kapılmadan çilek reçeli yapabilirim, hem şeftali reçeli de.

Ayrıca romanım basılırsa, daha çekici bir erkek olabilirim.

Bir kitaptan ne çok şey bekliyorum, değil mi Editör Hanım, tıpkı bir kadından beklediğim gibi.”

BARIŞ BIÇAKÇI
“Sinek Isırıklarının Müellifi”
(İletişim Yayınları) 

Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: