Şairlerle Hasbıhal (VII): BİRHAN KESKİN

İlk benim yüzüme rastladınız, en eskiyim buranın.
Karnıyım dünyanın. yeryüzünün ağrısı bendedir.
Kum ve kayaç benim.

Birhan Keskin

Taş dile gelse ilk anımsatacağı zamansızlığıdır. Ezeli ve ebedidir o. He daim var olandır. “İnsan taş olsa çatlar” denilenlere, rızası hiç alınmadan tanık kılınandır. Gık demez, demediği her şeyle daha da hacimlenir. Dillenemeyen tüm acıları toplar içinde. Hani şu insanı “taş kesen” acıları. Minerallerine kadar ayrıştırılsa da taşın çözünürlüğü kimyanın değil, vicdanın konusudur o yüzden. Gözyaşı parçalar bir tek.

Issızlık bilgisiyim ben, sessizlik bilgisi.
Durmanın ve kalmanın büyük planıyım.

Lal zamanların simgesidir taş. Sözün sonuna gelindiğinde taş dilinin ilk hecesini söylemiş olur insan. Kimi zaman inadına bir kalışın, basbayağı ayakta kalışın özüdür o. Kavimler de bundan sebep varlıklarını taşla ölümsüzleştirirler. Gittikleri yerlerde bundan yonttukları yapılar kalır geriye. Harabe haliyle bile taşın anlatacakları vardır. Taş en büyük anlatıcıdır, boşlukların da sesini duymasını bilene. İnsanın sustuğu, taşın soluduğu hikâyeye katlanabilene.

Her şeyi gördüm, her şeyi. suyun gidişini, ağacın çiçeklenişini.
Tekrar tekrar gördüm ben daha da görürüm. büyük zaman,
benim.

Sıradan insanın küçük yaşamına nispet, taşınki tekmil insanlık tarihidir. Taş, sonsuzluk dairesini çizer. Geçmişten geleceğe çizgisel zamanda değil, tek bir anda yekpare zamanı kapsayan döngüde ilerler. Gelecek öngörüleri, geçmiş anıları bitimsiz bir şimdide birleşir. Doğanın tekrarlarla bezeli süreci olur taşın zamanı. Uygarlıklar yıkılırken üzeri kanlanan taşlar yeniden sularla yıkanır. Parçalara bölünür de yine de aidiyetini anlatır. Taş, tüm somut cismine inat, kimsenin sahip olamadığıdır.

Denizler dalgalar dövdü beni, sert rüzgarlar yurt bildi
zirvelerimi.
Kırıldım, söküldüm, ufalandım; döndüm bitiştim tekrar
kendime
Açsan, kırsan, baksan; bütün yeryüzü, her zerremde.

Yıkılışın ve yeniden inşanın adıdır taş. O yüzden kavimlerin tarihi de en çok taşlardan bilinir. Ve hatta yazıdan da önceki eski zamanları taşın oyuluşu, işlenişi üzerinden isimlendirir insanoğlu; çünkü taş, ilk tanışıdır. Onunla öldürmeyi ve yaratmayı öğrenir. İlk günahı ve ilk sevabıdır insanlığın. Onun en kuytu çelişkilerinin tanığıdır.

Çağının önünde gidenleri onunla taşlarlar, sonra kanın ve acının üzerine yine onunla hayat kurarlar. Taş, ölümü ve yaşamı kapsar olanca çatlamazlığıyla. Üzerine oyulan işaretlerden, yazılardan fazlasını içinde taşır.

Taş taşıdım, içim kendimden yorgun benim, dilim çok uzun bir
yankı.
En eskisiyim ben buranın.

Siz inanmayın ruhun gramla ölçüldüğüne dair bilimsel verilere. Ruhun ağırlığı tüm birimlerden taşar. İnsanı bir kendi ruhunun tarifsiz yükü ezer. Kendinin en sonuna vardığında insan, öğreneceği son ders taş gibi sırtlamaktır payına düşenleri. Sözsüzlükte içerdeki o uğultulu boşluklar yankılanır. Sanki dipsiz bir kuyuya atılan o taşın ıslıksı yol alışıdır bir tek duyulan. Bir türlü tok çarpma sesi gelmez sonsuz derinliklerden.

İçinin bu bitimsiz derininde boğulacakken insan, çok eskilerden, başka birinin hayatıymışçasına eskilerden bir an yakalar yeniden. Uzaklarda bir çocuk boş kumsalda denizde taş sektirip oluşan halkaları izlemektedir keyifle. Çocuğun tok kahkahasıyla nihayet acı da dibe vurur, un ufak olmaya… O acının minik çakılını ise saçları iki yandan örgülü bir kız çocuğu kapar, seksek oyununda atmaya… Taş gülümser onca acıdan sonra bir kez daha.

KARİN KARAKAŞLI
(Cumba)

Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: