Şairlerle Hasbıhal (IV): GÜLTEN AKIN

“Rüzgârla ikimiz nece tenhayız”
dedi kraliçe
şekvaya sarılmış tatlı avuntuyla
uzak gibiydi geldiler yeni zamanlar
deli kraliçe nereye kaçabilir?

Gülten Akın

Hiçbir yere kaçamaz deli kraliçe. Adının önündeki sıfat engeldir kaçışlara. Yalnızca vardırmayan yollara çıkabilir olsa olsa, yolculuğun kendisini hayat kılarak. Hem öyle cismen uzaklara gitmesi de gerekmez. Kendini tenhalıkta rüzgârla bir tutana her bir an yolculuktur zaten. Uğursuzluğuna akıl sır erdiremediği yeni zamanlar gelip çattığında, en bildik yanına, deliliğine sığınır kraliçe çaresiz. Kraliçe dediysek öyle tacı tahtı da var sanılmasın. Her mekânın, her zamanın sürgünü devrik bir kraliçedir. Yaşar kendini deliliğinden bilmenin gönül rahatlığında. Dışarıdaki hiçbir yalanı içeri sokmayışının helal konumunda. Günahlarını ve sevaplarını eş değerde sırtlayabilmenin onurunda. Bir de kendini deli rüzgârdan bilebilmenin umudunda…

sesleri gür kocaman pabuçlar taşıyarak
şapkalar, tıraşlar, öfkeler taşıyarak
hep vardır dışarı, onlarındır
biz kullanmadık hiç zaman
eskidik ki kapıları açtılar

Kalamıyorsan git derler hep. Niye gidiyorsun diye soracakları yok. Burayı senin de kalabileceğin gibi kılalım diyecekleri yok. Hem tek tek insanla, insanda biricik olanla ilgilenecekleri de yok. Yığınları sever bu topraklar. Sorgusuz sualsiz, ezber sloganlı yığınları. Ortasından yarıp iki karşı kutup kılabileceğin ve birbirine kıydırabileceğin yığınları. Kimsenin kimseyi hiç duymadığı… Sokakları hodri meydan kılan bir “dışarıda” başka dillerin şarkısını mırıldanarak yürüyemezsin ıslık umursamazlığında. Sana tehlike öğretilir. Islık değil, düdük sesine kulak kesilmek belletilir. Hele de içli sözlerin o çığırtkan sloganları bile bastırıyorsa, hele ki her dinleyeni can evinden vuruyorsa vay haline. Sana kapılar gösterilir. Kapıların yüzüne kapanma hali gösterilir hem de, çünkü sendeki vicdan değiş tokuşunun hiç ama hiç tedavüle sokulmaması gereklidir.

ağzında bir macera tadıyla
“ben melâmet hırkasını kendim giydim eğnime”
dedi kraliçe

İş kapı gösterilmesinde değil. Hep gösterirler. Maharet o kapıyı bile bir iradeye dönüştürebilmekte. Dayatılanı sıkıştırdıklarında başını gökyüzüne kaldırıp da “Hey koca dünya” diyebilmekte. Öyle dedi kraliçe. Başka türlüsünü bilemediğini itiraf ettiği dünyaya. Nimet saydıklarının peşinden giderken lanetlenmeyi göze aldığını anlattı gözleriyle. Çünkü giyinilen o hırka ancak gözden göze anlatılabilirdi.

hırka yapıya dar, güne dar, sökükler lekeler kopmalar
geriye belirsiz dönüşler yaparak
deli kraliçe onarabilir.

Deli kraliçenin onarabilmesi bir umuttur. Onun hayatı yine de bir ucundan tutup onarabileceğini bilmek elbette hiçbir söküğü tam, hiçbir lekeyi pak kılmaz ama yine de umuttur o delilik. Hayatın zıvanadan çıkma dönemlerine has delilik, akıl, yürek ve vicdan sigortasıdır. Yoksa tel atar insanlıkta, hem de öyle bir atar ki bitiştiremezsin bir daha. İşte o yüzden hem kuşanır kraliçe türlü çeşit çileden örülmüş, her ilmeği üzerine yağdırılan recm taşlarından dokunmuş o biricik, o has hırkayı. Korkacak bir şeyi kalmama hırkasını. Bir tek o hırkayı giymek zorunda bırakılanların anlayacağı denli bir arılıkla gülümser kötülüğe. Şafak vaktinin güneşi zifir karanlığa ilk alacalı ışık çentiklerini atmaya başlamıştır bir kere. Sadece o an için, güçsüzlüğünü teslim ettiği anın kudretiyle hisseder. Onarabilir deli kraliçe.

KARİN KARAKAŞLI
(Cumba)

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: