Şairlerle Hasbıhal (I): TURGUT UYAR

Sonunda o en diri anlamına varırım
Sonunda ölümün yaşamanın gelip geçmenin
Sonunda yaban denizlerin sürek avlarının
Sonunda

Turgut Uyar

Göz kırpımlık bir andır aymak, içindeki kırk birinci odayı bulmak, o bütün şifrelerin kırıldığı, bütün anlamların en dipteki öze soyunduğu. En çok da aramak için yaşar sanki insan, bulduğundan öte arama ediminin kendisidir, ömür diye geçirdiği. Ve deneyimlerden devşirdiği önceliklerle kendini sil baştan dokur bir zaman. Ana rahmi sonrası kendi kozasından çıktığı, arayışların sonlandığı yer ve andır burası. Mekânsız yer, zamansız andır. Sonsuz bir şimdidir, yerkürenin en merkezidir. Kovulan cennetin, araftaki kapı önüdür. Kapı tıklatılmaz bile, arafta olmak yeterdir.

Kuzuların o doğar doğmaz arayıp yediği
En güzel kuşları tüylendirip uçuran
Bir yere geliyorum boş tenekeler
Kirli sular bulanık sular temiz sular

Elbet bir bakir zaman vardı. O insan denen canlının ağzından çıkan ilk söz, çevresine yönelttiği ilk bakış, teninde duyduğu ilk ürperti ve içindeki ilk inilti… Sonra kirli olanı da keşfetti, iyi olma kudreti oranında dönüşebileceği kötüyü ve irade adına bu ikisi arasında seçim yapma özgürlüğünü. Türlü çeşit hayat suyunun önünde duran boş tenekeleri. Bir an durdu, sahi neyle dolduracaktı kendini? Bu soruyu sorduğu, yanıtına koştuğu an, nasıl bir insan olacağını belirlediği gündü.

Bir kere geliyorum karşı gece bozgun
Üç çağın kocaman kocaman yatan gölgesi
Akşamüstleri ellerim boş değil
Topraklar taşlar altın tozları benden uzaklar
Bir türkü beriden bana benden ötelere
Üçe kadar sayıyorum bu geçedeyim
Korkmuyorum kaçak değilim iğretiyim

Çokluk keskin dönemeçlerden, bir önce ve sonra yaratan dönüm noktalarından uzak durur insan. Güvenli limanlarda kendini layıkıyla gemi gibi hissedemesen de, yine de gemi denir adına ne de olsa. Öteleri göze aldığında ise, başta kendin olmak üzere insanlığın dipsizliğine yuvalanırsın an gelir. Her çağın acısından, tescilli fenalığından geçer, insan onurunu bileylersin. Kadri bilinmemiş mucitler, seyyahlar, dahiler, adsız fedakârlar, savaş dışı imkânları arayan komutanlar, ektiği sardunya çiçeğiyle dünyasını güzelleştiren, kocaman gülümseyen kadınlar, çocukla dil tutturabilen yaşlılar kervanına da katılabilirsin, iğretiliği, ürpertici insan nemini göze alırsan… Ya da diğer yola saparsın: Tarihteki geçmiş zaman hataları sanki başka türlerin hikâyesidir, bağlantı kurmadığın sürece sana da yineleme hakkı verir. Bu yüzden denilebilir ki tarih değil, tarihsizlik tekerrürden ibarettir. Ve acı sanki bazı coğrafyaların ısrarcı kaderidir.

Bu türküye kimseyi katmıyorum
Sonunda böylesi daha iyi
Kısrak sağrılarını düşünmek daha iyi
Hayvan yemlerini otları düşünmek daha iyi
Sarsmayın iğretiyim daha iyi
Sonunda belki bulamam
Belki istemem

Kendi bildiğin yolda tek başına yol alırsın bazen. Aidiyetsizlikleri baştan kabullenerek ama en çok da o yabanıl yalnızlık yüzünden, bilinene, somut olana, ele gelene ihtiyaç duyarak onca ihanetin arasında. En gözle görülür olana sığınırsın çaresiz, aklın kasırgasında. Bir hayvana, bir bebeğe, doğaya, toprağından hırsla söktüğün köklü çimene, üzerine üzerine gelen denize. İğretiliğini kabullendiğin oranda sağlamsın. Çürük temel kadar essahsın. Ne de olsa çürütücü nemi de sineye çekmişsin deli rüzgârları karşına alırken, yaşamın tam iliğine akarken. Ölüm mü, o hep bir adım ötededir…

Sonunda kanlı oyun

Ve o ölüm bazen insan elidir.

KARİN KARAKAŞLI
(Cumba)

Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: