Herkesin istanbul’u Kendine

Fotoğraf: Ara Güler

Gurbetçinin İstanbul’u

Doğduğu yerlerden beraberinde getirdiği bir avuç aitlik duygusu, o yörenin renkleri, kokulu otları, türküleri, takvim yapraklarından görüp hasret giderdiği dağları, bayırları. Ne oralı ne buralı olmanın zamanla kanıksanan burukluğu. Gurbetçinin İstanbul’u en çok anımsayışlar üzerine kurulu kocaman bir yanılsamalar topluluğu: “Bak hanım, şu tepe nasıl da bizim oralara benziyor.”

Öğrencinin İstanbul’u

İlle de alacakaranlık ve sabah ayazı. Sokak kedilerinin bile arabaların altında huzurla uyumaya devam ettiği kör saatlerde düşülen bitmez tükenmez okul yolları. Öğrencinin İstanbul’u sınıfının camından gördüğü kadarı, tek tük ağaç, bolca çatı. Bir de erken çıkılan ya da kaytarılan bir okul gününde yaşanan bir sinema, park ya da alışveriş merkezi kaçamağı.

Madamın İstanbul’u

Sol elinin yüzük parmağına üst üste geçirdiği iki alyansla özetlenen bir yalnızlık öyküsü. Kilitli bir piyano, kırık bir dikiş makinesi, kullanılmamaktan sararmış Çekoslavak porselenleri, elişi örtüler üzerindeki çerçevelerde kalmış gençlik günleri ve dünyanın dört bir yanına dağılmış çocuklarının resimleri. Madamın İstanbul’u artık adım atmadığı kargaşalar labirenti, manasızlığın diğer ismi. Bir de pastaneler, promenadlar, sandallı, tramvaylı yolculuklar ve plajlı günleriyle içinde yaşattığı masalsı “o zamanlar” hikâyesi.

İşadamının İstanbul’u

Sabah portakal suyu, havuzda iki tur yüzme, ardından sitenin kapısından işyerine arabalı yolculuk. Ama arabanın camından şehre şöyle bir bakacak zaman bile yok, günlük gazeteler okunmalı. Sonrası camları ayna gibi parıldayan ama açılmadığı için içerden havalandırılan gökdelenlerde bütün güne yayılan gündem toplantıları. İşadamının İstanbul’u akşam güç bela yetişilen nezih bir iş kokteylinde yükseklerden bir anda gözüne çarpan titrek şehir ışıkları. Aziz İstanbul’a tepeden bakan biri vardı… Neyse boş ver, garson bardağı bir kez daha doldurmalı.

Turistin İstanbul’u

Mistik Dolmabahçe, Sultanahmet, Topkapı hattında keşif harekâtı. Döner, şiş kebap sonrasında otantik bir Kapalıçarşı koşuşturması. Biraz deri, biraz altın, biraz halı. Her anın tadını çıkarmak uğruna tabana kuvvet şehir taarruzu ve fotoğraf bombardımanı. Dansözle aşık atılan hızlı ve “raki”li bir gecenin sonunda bolca hazım ilacı. Turistin İstanbul’u pek pek bir “Gezdim, gördüm, biliyorum” aldatmacası.

Hastanın İstanbul’u

Kireç beyazı ya da pembe badanalı ve antibiyotik kokulu hastane odaları. Yapay çiçekler, parlak renkli manzara tabloları. Bolca ziyaretçi akını, boş laf, çiçek ve kolonya şişeleri istilası. Hastanın İstanbul’u yalnızca doktorun varlığı ve “Ne zaman çıkarım buradan?” sorusunun cevabı.

Gecekonducunun İstanbul’u

Bir umut gelinen ve İstanbul sanılan, belediye otobüslerinin bile rağbet etmediği unutulmuş bir köşede Hacı Emminin sözüne güvenilip kurulan bir kutucuk ev. Elektrik, su, gaz döşenmemiş ama o da artık bir İstanbullu. Punduna getirilip tapusuz ne apartmanlar dikilmiş ama yıkılan nedense hep onun İstanbul’u. Buldozerler bir kenara çekilince toz toprağın arasında şaşkın durur gecekonducu. Al işte, aynı toz toprak. Hani İstanbul’un taşı toprağı altındı!

Sevdalının İstanbul’u

Sevdiğinin yanı başı. Daha önce hiç uğranmamış, şimdi ise ezbere yürünen bir semt, bir köşe, belki sahil kenarı. Koca İstanbul’un özeti bir çift göz, bir gülüş, bir hasret kucaklaşması. Dalgınlıkla fark edilen bin bir şehir ayrıntısı. Sevdalının İstanbul’u en çok kâh ağlatan kâh gülümseten bir göz dalması.

KARİN KARAKAŞLI
(Cumba)

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: