M A N A

m a n a

Merhaba! Beni okuduğunuz için teşekkür ederim. Burada olmaktan memnun olmalıyım, ama kafam karışık. Gözlerinizin üzerimde gezinmesi hoşuma gidiyor. Çünkü sizlere hizmet için varım. Ama bunun nasıl bir hizmet olduğundan tam da emin değilim. Ne olduğumdan da artık ne yazık ki emin değilim. Birtakım işaretlerden yapılmışım, ortaya çıkmak istiyorum, ama sonra sanki kararsız kalıyorum. Yarı karanlıkta, gölgeler arasında, gözlerden uzak bir kuytu yerde kalmam daha mı iyiydi çıkaramıyorum. İşte şimdi burada bu dertlerle var olmaya çalışıyorum. Tuhaf bir şekilde. Şunu anlamanızı isterim. Bu tür bir takdim benim için yeni bir şeydir. Alışkın değilim bu çeşit bir varoluşa. Eskiden daha bir kenarda dururduk. Dikkat çekmeden, dikkatinizi çekebilmek isterdim, belki en çok böyle rahat ederdim. Beni kafanızın bir köşesinde, farkında olmadan taşıyın. Siz fark etmeden ben size var olmanın güzel olduğunu, eskiden yaptığım gibi sessizce bir hatırlatıvereyim isterdim. Bu da tam oluyor mu, olacak mı anlayamıyorum. Çünkü mesele aslında şu: Yazı olduğum zaman kendimi resim zannediyorum. Resim olduğum zaman da kendimi yazı zannediyorum. Ama bu benim kararsızlığım değil, benim hayatım. Siz de buna alışın bakalım. Bana kalırsa sizin kafanızın içi bir başka türlü olduğu için de karşılıklı anlaşamıyoruz. Bakın ben burada bir mana olmak için varım. Oysa siz bana bir eşyaymışım gibi bakıyorsunuz. Evet, ben de farkındayım bir gövdem olduğunun. Ama benim gövdem, mana kuş gibi kanatlanıp uçsun diye var. Bana öyle bir bakıyorsunuz ki, bir gövdem olduğunu, sağımın solumun renklerle, şeylerle yapıldığını hissediyorum. Bu hem hoşuma gidiyor hem de aklım karışıyor. Çok eski zamanlarda, ben yalnızca mana iken, bir şey olduğum hiç gelmezdi aklıma, kendi aklım bile yoktu, iki güzel akıl arasında alçakgönüllü bir işarettim yalnızca. Kendimin farkında değildim, bu güzeldi. Bana bakardınız, ben bunun üzerinde durmazdım. Şimdi ama gözleriniz biz harflerin üzerinden geçtikçe aslında bir gövdem olduğunu, hatta bazan yalnızca bir gövde olduğumu hissediyor, ürperiyorum. Peki, tamam, biraz da hoşuma gidiyor, kabul ediyorum, ama biraz da utanıyorum. Ama bu durum hoşuma gider gitmez daha fazlasını istiyorum ve sonra korkuyorum. Bundan sonra ne olacak, gövdem benim ruhumu gizleyecek, mana, benim manam çok arkalara gidecek diye endişeleniyorum. O zaman gölgeler arasına gizlenmek istiyorum. O zaman da siz beni anlayamıyorsunuz, aklınız karışıyor, beni okuyor musunuz, beni seyrediyor musunuz, siz de çıkaramıyorsunuz. O zaman ben de gövdemden korkuyorum, bu sefer yalnızca mana olmak istiyorum, ama artık geç kaldığımı anlıyorum. Ne tam eski güzel zamanlara dönebiliyorum şimdi ne de sizlerden önce, gövdemle bilinmeyen manaya koşabiliyorum. O zaman ne tam var oluyorum ne de tam yok oluyorum, mana ile eşya arasında, gök ile yer arasında kararsızlıkla kıpırdanıyorum. Aslında dikkat çekmeden dikkatinizi çekebilmek isterdim, belki en çok böyle rahat ederdim. Acaba şey mi olsam, mana mı? Harf mi olsam, resim mi? Derken ben, bir dakika, durun gitmeyin… Ama sayfayı çeviriyor ve ne yazık ki tam anlayamadan beni terk ediyorsunuz…

ORHAN PAMUK
Manzaradan Parçalar
(İletişim, 2010)

Reklamlar
Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: