Orhan Pamuk’un ‘Fenerbahçe’si

 

"Hâlâ kulübüme, Fenerbahçe'ye bağlıyım..."

 

Orhan Pamuk‘un, 2 Haziran 2008 tarihinde Der Spiegel dergisine verdiği bir futbol röportajından, takımı Fenerbahçe ile ilgili söylediklerinden bir bölüm:

“(…)

Fanatik futbolsever misiniz?

– Çocukluğumda öyleydim. Bugün ‘fanatik’ dediğimiz taraftar davranışı vardı evde, Pamuk Apartmanı’nda… Aydın amcam Galatasaraylıydı. Halamın kocası İlhan eniştem Beşiktaşlı… Babam da Fenerbahçeli. Biz de tabii onun yüzünden hep Fenerliydik. Ağabeyim, ben… Dairelerde, merdivenlerde hep futbol konuşulurdu… Çok sık kullanılan ve bugün unutulan bir kelime ‘kova’ idi. ‘Kova kaleci’ çok gol yiyen kaleci; ‘kova etmek’ çok gol atıp yenmek anlamına gelirdi. Kapınıza kova bırakacağım derdi amcam Galatasaray-Fener maçından önce. Yenerlerse, bırakırdı da…
Maçlara babanızla gider miydiniz?

– Çocukluğumda Mithatpaşa Stadyumu’na giderdik. İnönü Stadyumu’nun adı 1950’lerde, Menderes iktidarda İnönü muhalefetteyken Mithatpaşa idi. Maçlardan aklımda kalan, şimdi hafızamı yoklayınca görüyorum ki, goller, büyük anlar değil, başka şeyler. Mesela maçtan önce Fenerbahçe’nin birden yerin altından -bana öyle görünürdü, bunu esrarengiz bulurdum- sahaya bir anda çıkıvermesi, futbolcuların enerjik bir şekilde orta yuvarlağa koşuşu, bunlar beni etkilerdi. Çok şiirsel bulurdum bu görüntüyü, severdim. Sarı Kanaryalar denilirdi Fenerli oyunculara. Ayrıca Fenerbahçeliyim demezdik, Fenerliyim, derdik.
Niye Fenerbahçe?

– Bu işler din gibidir, sorulmaz. Derin bir nedeni yoktur. Fenerbahçe’nin 1959’daki takımını, tıpkı yazmakta olduğum Masumiyet Müzesi’nin kahramanlarından biri gibi, ezberden sayabilirim. Tabii ki Fenerbahçeli olmam, babamla, onunla özdeşleşmem ile ilgili. Numaralı tribünde, şeref tribününün yanında bir yerde, kalın enselilerle birlikte maç seyrederdik. Çevredekiler Bertolt Brecht’in oyunlarındaki kapitalistlere benzerlerdi, ellerinde de bir sigara olur, maç boyunca içerlerdi. Dolmabahçe yönünden gelen hafif bir rüzgâr içilen sigaraların ve sigaraların dumanını gözümün içine üfler, gözlerim acıyla maç boyunca sürekli sulanırdı. Numaralı tribünlerin zengin seyircileri, işçileri aptal bulan, küfreden kapitalistler gibi, futbolculara durmadan yukarıdan küfrederlerdi. Sonra sakinleşir, aralarında şundan bundan, işten konuşurlardı. Futbol kafamda küfretmekle birleşmiş. Durmadan hakeme ‘ibne’ diye hep bir ağızdan bağırılırdı; bizler o zaman susardık; belli belirsiz bir utançla. Naklen yayınlarda seyircilerin ‘ibne hakem’ uğultusu gelmeye başlayınca, stadyumdan gelen sesi kısarlardı. Biz evde gene susardık. Benim futbol sevgim, futbolcuları aşağılamanın, öteki takımı ‘alçak düşman’ gibi görmenin zevklerine değil, futbolculara tapınmaya, hayranlık duymaya dayanır. Benim futbol kahramanım, sakat olduğu halde, topallayarak son anda oyuna giren ve seksen dokuzuncu dakikada gol atarak takımı, milleti, herkesi kurtaran oyuncudur.
Futboldan ne öğrenilebilir?

– Çok şey. Her ülkenin, insanının yeri, kültürü, insanlarının dili, dini, rengi ne olursa olsun, bizim gibi olduklarını, onların da birer Fenerbahçeleri olduğunu ve onlara saygı duymayı öğrenebiliriz. Ama öğreniyor muyuz, şüpheliyim. Futbol ayrıca oyuncuları tek tek zayıf olmasına rağmen kafayı kullanırlarsa bir takımın güçlü olabileceğini de öğretir ya da bunun tam tersinin de doğru olduğunu öğrenebiliriz futboldan. Fena yenilgiye uğramışsak, maçtan sonra bir bahane bulup dayak atmanın pek iyi bir şey olmadığını da futboldan öğrenebiliriz. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ‘Türkiye Avrupa’ya ait değildir,’ derse, ona Fenerbahçe’nin elli küsür yıldır Avrupa Kupaları’nda oynadığını da hatırlatabiliriz.
Ama Fenerbahçe’nin bütün maçlarından önce artık milli marş söyleniyor.

– Cemaatsiz futbol olmayacağını çocukluğumdan biliyorum. Cemaatin kendi kimliği ile ilgili sorunları olursa futbol bunları çözmüyor, yatıştırmıyor, bunları abartan bir aynası oluyor.
Albert Camus ‘Ahlak ve başkalarına saygı hakkında öğrendiklerimi futbola borçluyum,’ demiş bir kere.

– Bu 1930’ların Cezayir’i için doğru olabilir, ama günümüzde futboldan ahlak dersi almak saflık olur.
Sizi futboldan bu mu uzaklaştırdı?

– Hâlâ kulübüme, Fenerbahçe’ye bağlıyım, ama bu bir alışkanlık, sarı-lacivert renkleri gördüğümde gösterdiğim bir Pavlov refleksi de olabilir. Avrupa Şampiyonası’nda, sizin Almanya’yı destekleyeceğiniz gibi, ben de Türkiye’yi tutacağım. Ama fanatik değilim, görüşdüğü gibi.
(…)”
“Manzaradan Parçalar” kitabında yer almaktadır…

Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: