“Yalan-Roman”dan…

Romain Gary’nin, 1976 yılında Emile Ajar takma adıyla yazdığı “Yalan-Roman”ın(“Pseudo) ilk iki bölümü.
Yanıklar, ısırıklar, yırtılmalar. Köpekler ısırmakta.
Köpek sürüleri. Ardı arkası kesilmeyen, dalga dalga köpekler.
Ateşli, azgın köpeklerin saldırıları; kimseye sözünü edemediğim,
böyle bir anda kendimi tutup sözünü etmemem gereken köpekler,
sanki orada değillermiş gibi, sanki rahatmışım gibi…
sakin, erişilmez.
Henri Michauz, “Gizlenenle Yüzyüze”

-I-

Başlangıç diye bir şey yok. Herkes gibi, sıram gelince ben de doğdum, o zamandan beri de, bir ait oluştur gidiyor.

Yalan Roman

Kendimi toplamdan çıkarmak için her yolu denedim, ama bunu kimse başaramamış, hepimiz birer artıyız.

Oysa satrançta benim adımla “Ajar savunması” diye bilinen, son derece yetkin bir savunma sistemi geliştirmiştim. Önce Cahors hastanesinde yattım, sonra da birçok kez Doktor Christianssen’in Kopenhag’daki psikiyatri kliniğinde.

Beni uzmanlara gösterdiler, incelediler, testlerden geçirdiler. Keşfettiler ve savunma sistemim çöktü. “Tedavi” edildim ve yeniden piyasaya sürüldüm.

Dosyamdan birkaç rapor çalmayı başardım, belki yazınsal açıdan bir işe yarar bir şeyler bulurum, kendimi toparlarım diye.

“Rol yapma alışkanlığının yıllar boyunca böylesine kararlı ve sürekli biçimde benimsenerek bu aşırı noktaya vardırılması ve bir saplantıya dönüştürülmesi, ciddi kişilik sorunları olduğunu göstermektedir.”

Pekâlâ, buna bir diyeceğim yok; ama herkes zaten birbiriyle yarışırcasına rol yapıyor. Cezayirli bir tanıdığım var, kırk yıldır çöpçü rolü oynuyor; bir başkası, metroda bilet zımbalama görevlisi, o da günde üç bin kez aynı hareketi yapıyor; rol yapmazsanız topluma uyamadığınız söylenir, ya uyumsuz damgası yersiniz, ya sinir hastası. Hattâ daha da ileri gidip size bütünüyle düzmece bir dünyada oynayarak yaşadığınızı söyleyebilirim, ama o zaman da olgunlaşamadığınızı düşünürsünüz.

“Yetim oluşu nedeniyle çocukluğundan beri uzak bir akrabasına karşı beslediği nefret duygusu, belirgin bir Baba arayışına işaret etmektedir.”

Macoute Dayı namussuzun tekidir, ama bu ille de babam olduğu anlamına gelmez. Öyle olduğunu hiçbir zaman ileri sürmedim; yalnız zaman zaman, umutsuzluk anlarımda umut ettim. Onun asıl yazarım olduğunu ben değil, La Vie Devant Soi (Onca Yoksulluk Varken) adlı kitabımın yayınlanmasından sonra kim olduğumu araştıranlar ileri sürdü.

“Ayakkabılarının bağını çözmeye çalışırken her zaman açılmaz düğümler atar; ardından da öfke içinde bağları koparır ya da keser. Çözmeye çalıştıkça daha da karışık hale getirdiği psikolojik düğümlerin ayakkabı bağlarına transferi.”

Ayakkabı bağları hakkında yazılanlar doğru, gerisi palavra.

Ayrıca tenimle ilgili sorunlarım olduğu doğrudur, çünkü tenim benim değil; bana kalıtımla geçmiş. Tenim üzerime kalıtım yoluyla geçirilmiş, özenle, taammüden, sanık ayağa kalk, özellikle geceleri, saat dörde doğru, söylendiğine göre kanımdaki şeker oranı en düşük olduğu sırada, içeride çığlık çığlığa bir korku kol gezerken.

Ait oluş duygumun “klinik belirtiler”inin, onların deyimiyle “semptomlarımın” ne zaman başladığını bilmiyorum. Tam olarak hangi kıyım söz konusuydu, hatırlamıyorum; ama birdenbire bütün parmakların beni işaret ettiğini, olağanüstü bir görülebilme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğumu hissettim. İşte o, yakalayın! Dünya çapında biri olduğumu, sınırsız sorumluluk taşıdığımı keşfediyordum. Zaten psikiyatrlar da bu yüzden sorumsuz olduğuma karar verdiler. Dünya çağında bir işkenceci olduğunuzu hissettiğiniz anda, “işkence çekiyor” teşhisini yapıştırıverirler size.

Kendimden kaçmak için her yolu denedim. Hatta Svahili dilini öğrenmeye bile kalktım, bu dilin her şeye karşın bana çok uzak kalacağını düşünerek. Çalıştım, çok uğraştım; ama boşuna, Svahili dişinde bile kendimi anlıyordum, ait oluş yakamı bırakmıyordu.

Bunun üzerine Macarca-Fince’yi denedim.Cahors’da Macarca-Fince bilen birine rastlayamayacağımdan, böylece de kendi kendimle burun buruna gelmeyeceğimden emindim. Ama kendimi güvenlikte hissetmiyordum; Lot Bölgesi’nde bile Macarca-Fince bilen birilerinin bulunabileceği düşüncesi beni tedirgin ediyordu. Bu dili bilenler bir tek biz olacağımızdan, duygulanıp birbirimizin kollarına atılmamız ve açık yüreklilikle konuşmamız tehlikesi vardı. Karşılıklı suçüstüler açığa vurulacaktı, ondan sonra da gelsin posta arabası saldırısı. “Posta arabası saldırısı” diyorum, çünkü konumuzla hiç ilgisi yok, bu da kaçırılmaması gereken bir fırsat. Konuyla ilgili olmayı kesinlikle istemiyorum.

Bu arada da, beni anlamayacak ve benim de anlamayacağım birini aramaya devam ediyorum, korkunç bir kardeşlik ihtiyacı içindeyim.

-II-

İlk sanrılarımı gördüğümde on altı yaşındaydım. Birdenbire, uluyan gerçeklik dalgalarıyla çevrelenmiş, her yandan gerçekliğin saldırısına uğramış durumda görmüştüm kendimi. Çok gençtim, psikiyatriyle ilgili hiç bilgim yoktu; ekranımda Vietnam’da çekilmiş fotoğrafları, Afrika’da ölen şiş karınlı çocukları, üstüme atlayan asker cesetlerini gördükçe gerçekten delirdiğimi ve sanrılar gördüğümü sanıyordum. Böylece yavaş yavaş, kendim bile farkında olmadan, çeşitli hastanelere sığınmama olanak tanıyan savunma sistemimi geliştirmeye başladım.

Öyle birden olmadı, uzun çalışmaların sonucuydu.

Kendimi ben yaratmadım; işin içinde ana-baba kalıtımı, alkolizm, beyin sklerozu ve biraz daha derinde de veremle şeker hastalığı vardı. Ama çok daha derinlere inmek gerek, çünkü asıl aşağının bayağısı, ancak ana kaynakta bulunabilir.

İlk uydurmaca yapıtım basılır basılmaz, aslında var olmadığımı ve büyük olasılıkla kurgusal olduğumu fark ettiler. Ortak bir yapıt olduğum bile düşünüldü.

Evet, ortak bir yapıt olduğum doğru, ama kasten mi böyle yaratıldım; şimdilik söyleyemem. İlk bakışta, yalnızca yazınsal bir yapıtçık çıkarabilmek için frengi ya da benzeri bir kasıt olabileceğini düşünecek ölçüde bir yetenek görmüyorum kendimde.

Kazanç kazançtır diye düşünülürse, almayacak şey de değil; ama bu konuda kesin bir görüş belirtemiyorum.

“Yazılarında Ajar takma adını kullanmaktadır; İngilizce açık bırakılmış, aralık anlamına gelen Ajar sözcüğü, kuşkusuz, bereketli bir yazınsal esin kaynağı olarak, bile isteye geliştirdiği mazoşist bir kırılganlığı kanıtlamaktadır.”

Doğru değil. Alçak herifler. Ben kitaplarımı kliniklerde, doktorların öğütlemesiyle yazdım. Tedavi için yararlı olduğunu söylüyorlar. Önce resim yapmamı öğütlemişlerdi, ama bir sonuç vermedi.

Bizzat kendim kurgusal olduğuma göre, belki de kurguya yeteneğim vardır diye düşündüm.

“Sığındığı yaralanmazlık hayallerinde, zaman zaman ileriye giderek çakı, kâğıt tutacağı, zincir, anahtarlık gibi çeşitli nesnelerin biçimlerini benimsemekte, bu yolla duyarsızlığa varmaya çalışmakta ve bir nesne olarak, sürekli tehdit altında bulunduğu toplumla kurallara uygun bir işbirliği tutumunu benimser görünmeyi amaçlamaktadır. Peşine düşecek kişilerden yakasını sıyırmak için Goncourt ödülünü geri çevirmiştir.”

1975’te Goncourt ödülünü paniğe kapıldığım için geri çevirdim. Savunma sistemimi parçalamışlar, içine girmişlerdi, beni bütün sığınaklarımdan çekip çıkaran reklâmdan ve Cahors hastanesinde peşimi bırakmayan araştırmalardan çılgına dönmüştüm. Beyin sklerozundan ölmüş olan ve kitabımdaki Madam Rosa adlı kahramanı yaratırken yararlandığım annem adına korkuyordum. Benim gibi otuz dört yaşındayken on iki yaşında olan, gizlediğim çocuk adına korkuyordum; belki kırk yaşındaydı, belki yüz, belki de iki yüz bin yaşında, hattâ daha bile fazla, çünkü suçsuz olduğunu ileri sürme hakkını elde edebilmek için suçun kökenini bulmak gerekir. İşte bu yüzden geri çevirdim ödülü, ama görünürlüğümü artırmaktan başka işe yaramadı. Reklâm olsun diye yaptığım söylendi.

Daha sonra tedavi gördüm, şimdi daha iyiyim, eksik olmayın. Klinikte son kalışım sırasında üçüncü kitabımı da yazdım.

“Birçok kez piton olduğunu düşleyerek insan kişiliğinden kaçmaya ve taşıdığı sorumluluk, zorunluluk ve suçlarından kurtulmaya çalışmıştır. Düşlediği piton halinden Gros-Câlin adlı bir roman çıkarmış, uzun süreli bir mastürbasyon alışkanlığı sonucu, kendini kullanmıştır.”

Evet, doğru. Hattâ bu sıfatla 29 Kasım 1975’te Irkçılık ve Yahudi Düşmanlığına Karşı Ulusal Toplantı’ya çağrıldım; çünkü en çok nefret edilen ve hedef olanlar, her zaman sürüngenler olmuştur. Toplantıya gidemedim, çünkü o sırada Kopenhag’da yeniden kafese konmuştum. Burada ilgililere teşekkürlerimi sunmak isterim.

Dosyamdaki raporlardan birini, Yahudi olduğum belirtilerek Yahudi düşmanlığının açıkça savunulduğu raporu aşağılıyor ve aktarmıyorum. Bununla birlikte, aşağılık ve suçluluk duygularım Yahudi oluşuma, bu nedenle de İsa’yı çarmıha germemiş oluşuma bağlı olamaz mı diye düşündüm; Yahudi düşmanları bu yüzden beni suçlayıp durdular. Piton oluşumun nedeni, Yahudi kişiliğimden kaçma isteği olamaz mıydı?

Doktor Christianssen gereğinden çok otuzbir çektiğimi söyledi.

Mastürbasyona karşı değildi; çünkü biraz diyalektik, beyinsel canlılık ve zihinsel doyum zararlı değil, tersine yararlıdır; ama iki bin yıl boyunca otuzbir çekmek de biraz fazla doğrusu. Bana artık zencilerin, Arapların, Çinlilerin ve komünistlerin de olduğunu, otuzbir çekmek için Yahudilerin vazgeçilmez olmadığını hatırlattı.

Bunun üzerine sayın doktora şunu sordum: Yahudiler iki bin yıldır tefeci ve boa yılanı olarak çoğaltıldıkları için piton olmaya zorlanmış olamaz mıydım? O da bunun pekâlâ mümkün olduğunu söyledi. Yazın uğruna her şeyi kullanabilirmişim ben, kendimi bile.

Ünlü bir yazar olan ve acıyla felâketten epeyce yüklü bir yazınsal sermaye çıkarabilmiş Macoute Dayı geldi aklıma.

Yeniden yazmaya koyuldum.

Gördüğünüz gibi, artık yakamı kurtaramıyorum. Her yanım çevrildi, ait oluş kıskıvrak bağladı beni.

Klinikte bir meslektaşım var, Colomb öncesi dönemde Mısır’da kullanılan bir lehçenin hiyerogliflerini çözmeyi başarmış ve olmayan, kimselerin bilmediği, sorumluluk getirmeyen bu dilde düşünmeye, konuşmaya koyulmuş, hattâ iyice umutlandırıcı olsun diye bazı hiyeroglifleri çözmeden öylece bırakmış. Bunlar bilinmedikleri sürece, gerçeğin bir açıklamasını, bir cevabı gizliyor olabilirler. Meslektaşım mutlu bir insan, dokunulmamış bir şeyi tanıdığına inanıyor.

EMILE AJAR, “Yalan-Roman -Pseudo-”, (Çev: Roza Hekmen)

Post a comment or leave a trackback: Trackback URL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: